Skip to content
Gezi Yorumları
Advertisement
Yolunu kaybedenler için patika:Ana Sayfa arrow GEZİ TOZU
Samos - Sisam adası  Popüler Yazdır E-posta
Geziler Gezi Yazıları
Yazar ibrahimtemo   
Salı, 05 Ağustos 2008

Etiketler



On İki Adalar  Samos  Sisam  Yunanistan  yunan adaları 


Samos / Sisam 

Samos on iki yunan adasının en büyüklerinden biri… Ayrıca mesafe olarak da Türkiye’ye en yakın olanı. Buraya bir grup arkadaşımız ile gitmeye karar verdik. En rahat gidiş şekli İstanbul da yaşayanlar için -  İzmir’e uçup 45 dakika da Kuşadası’na gelmek ve oradan feribot ile Samos’a gitmek. Samos’a feribot her gün saat 9.00 da kalkmakta ama saat en geç 8.00 de orada bulunup acenteler aracılığı ile pasaport işlemlerinin yerine getirilmesi lazım. Herhangi bir paniğe kapılmamak için bir gün önceden Kuşadası’na gelip keyifli ve eğlenceli bir gece geçirdikten sonra limanın hemen karşısındaki Kervansaray otelinde konakladık. Bence en doğru seçim bu, çünkü elde çatanlar ile yalnızca 100 adım yürüyüp gemiye/feribota giriş yapılabilmekte. Gerçekten de ertesi sabah saat 8.00 de limanda pasaport işlemlerini yaptırıp gümrük bölümüne geçtik. Kısaca Kuşadası liman ve gümrüğü hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Kuşadası limanı Egeport yeni düzenlenmiş geniş, büyük, şık ve çok yolcuya hizmet veren bir liman haline dönüşmüş. Gazetelerden izliyorduk büyük gemiler yanaşıyor falan deniliyordu gözlerimizle gördük. Akdeniz veya Karayipler’de dolaşan yolcu gemilerini, hem de birçoğunu burada da görüyorsunuz. Akın akın insanlar iniyor gemilerden. Biz giderken çok kalabalık bir İspanyol grubu devasa gemiden boşalıyordu, “viva turchia” diye bağırarak... Tabi ki tüm bunların buralara bir zararı olmuş ve 10 yıl önce gördüğüm sempatik kıyı kasabası Kuşadası çarpık, kötü betonlaşmasıyla ülkemizin yeni şehirlerinden biri olmaya aday hale gelmiş. Hala çok sempatik bir çarşısı olmasına rağmen dükkanların sayısı 10 yılda 3 misli artmış. Neyse Kuşadası gümrüğünde pasaport kontrolünden çıkarken buranın modernliğine şaşırmakla birlikte bizim pasaport polislerinin vizeler konusundaki bilgisizliği konusunda da ağzım açık kalarak ama tabi ki saygıda kusur etmeden ve bir şey demeden çıkıp feribota bindik. Feribot dedikleri şey bizde Boğaz turları yapan orta boy Lüfer teknesi benzeri küçük vapurlar. Saat tam 9.00 da kalkıyor; bizimkisi Azim tura bağlı olan Sultan 100 kişi civarında alıyor, diğeri Meander turizm hemen hemen bizim tekne büyüklüğünde. Gidiş dönüş fiyatları her ikisinde de 50.- €… Neyse üstte güvertede (J) kendimize yer bulduk ve püfür püfür bir şekilde 1 saat 25 dakikalık yolculuğumuza başladık.

Kısaca Samos hakkında bilgi vermek gerekirse burası ülkemize en yakın yunan adası, ayrıca Osmanlı’dan bağımsızlığını ilk kazanan ada. Samos büyük bir ada ve başşehri Vathi. Vathi aynı zamanda İkaria ve Fourni adalarının da başşehri. Samos’un nüfusu elli bin kişi civarında ve en büyük turistik özelliği de ünlü matematikçi Pisagorun doğduğu yer olması. Ki bizim kalacağımız bölge de bu ünlü matematikçinin adını taşıyan Pitagorio bölgesi. Tekne Vathi ye yanaştığında buranın gerçekten diğer Yunan adalarından daha büyük ve daha yeşil olduğunu görüyorsunuz. Gezdiğimiz yunan adalarının hemen hepsinde aynı biçimde bir yapılaşma var. Büyük bir koy, bu koyda bir liman ve giriş kapısı, koydan itibaren yay şeklinde uzanan bir yapılaşma, evler, dükkanlar, oteller vs. Aynı şey burada da var ama büyük ve fazla olarak. Pasaport kontrolünden rahatça geçtikten sonra (ki sadece 1 memur vardı) önceden ayırttığımız arabalarımız için limanın karşısındaki Pegasus araba kiralama şirketine gidip bir adet Kia bir de Hyundai Atos aracımızı alıyoruz. Görevli bayan ile biraz tartışıyoruz ama sonradan işler tatlıya bağlanıyor. Araçlara doluşup otelimize gitmek için yola çıkıyoruz. Yollar geniş otoban değilse bile yan yana gayet rahat çift yönlü trafik akmakta.

Pitagorio Vathiye 15 km uzaklıkta olan başka bir merkez. Burada yollar daralıyor; bizim otelimiz de daracık tek yönlü bir yolun üzerinde. Otelimiz Labito Pitagorio’dan fazla bir beklentimiz yok, zira çok ucuz. Günlük 2 kişi 40 € para veriyoruz kahvaltı dahil. Otelin dış görünümü sevimli ama odalar falan kötü. Neyse şikayet edecek durumuz yok. Ama otelin yeri tek kelime ile süper. Otelden çıktıktan 15 adım sonra plajdasınız, 20 adım sonra eğlencenin ortasındasınız. (Bu adımlar gerçek, abartı yok ) Biz de öyle yaptık zaten bavulları otele atıp 15 dakikada hemen otelin yanındaki plajda Notis isimli cafe bara eşyalarımızı bırakıp frappelerimizi ve biralarımızı söyledik. Aslında hiç önemli bir içecek olmamasına rağmen nedense frappe  (soğuk ve buzlu köpüklü kahve) bende hep Yunanistan’da kesinlikle içilmesi gereken içecek intibaını bırakmış… Notis de bize servis yapan genç gayet sempatik biri yaklaşık 1,5 saat denize girdikten ve bir şeyler atıştırdıktan sonra kalkıp taa Türkiye’den bize önerilen Mykali Beach e ve orada Maria’nın yerine gidiyoruz (Mıkalı –Dine by the sea). Burası geniş bir plaj, kum değil ama rahat yürünen çakıl taşları var ve deniz de çakıl taşlı. Aynen bizim otelin oradaki Pytagorio beach gibi… Arkadaşlarımızın kanına girip saat 16.00 da yemek organizasyonu yapıyoruz. Şaraplar, biralar, Greek salad, ahtapot, kalamar, mücver, patlıcan salata ile tıka basa yemek yiyoruz. Ödenen tüm hesap oldukça ucuz sadece 96.-€. Tabi bu Yunan yemek düzeni bizim düzenimize oldukça ters. Öğlen yemeği saat beşte yeniyor, akşam yemeği ise en erken 23.00 de. Son kez denize girdikten sonra Mikali plajına veda edip duşumuzu alıp üstümüzü değişmek için otele dönüyor, yarım saat sonra da Pytagorio da piyasaya çıkıyoruz. Pytagorio sempatik bir yer fakat oldukça turistik… Yan yana bir sürü cafe restoran, birahane bar var. Hepsi canlı renkler ile dekore edilmiş. Restoranlar arasında yunan yemeği verenler nerdeyse azınlıkta kalmış. Burada da bir koy var ve bir mendirek yapılmış, yine tüm binalar yay şeklinde yerleşmiş. Koy ve mendireğin arası teknelerin yanaştığı marina. (Uzun yıllar önceki Bodrum marinaya benziyor).Bu piyasa caddesine dik gelen bir sokak ise Pytagorio nun çarşısı. Çok sempatik küçük dükkanlar var ve her şey gerçek anlamda ucuz fakat kaliteli. Biraz ıvır zıvır ve hediyeliklerden aldıktan ve gezindikten sonra tekrar acıkmaya başlayınca biz de saat 23.00 e doğru yemek yiyecek yer aramaya başladık. Bahsettiğim gibi sahilde birçok alternatif olmasına rağmen bunlar fazlasıyla turistik geldiği için daha fazla yürüdük ve hepimizin hoşuna giden Elia’yı bulduk. Buranın bir kısmı bar – ki orası hoşumuza gitti – diğer kısmı yalnızca restoran. Bar bölümünde boş masa olmadığı için garsonların yönlendirmesiyle bayanlarımızı bir masaya oturtup bizler de bara geçip uzolarımızı söyledik. Barmen tatlı biri biraz sohbet ettik, İstanbul’dan olduğumuzu anlayınca başladı İstanbul’un ne kadar güzel olduğunu, İstanbul’u ne kadar sevdiğini anlatmaya. Aslında genel olarak Samos’da yaşayan Yunanlılar Türkleri seviyorlar veya en azından turist olduğumuz için öyle görünüyorlar. Hepsinin de bizler ilgili bir anısı veya en azından ülkemize gelmişliği var. Adada bize aksi olarak görünen 2 kişi çıktı karşımıza ki ikisi de garsondu. Onlara “Türk kahvesi” dediğimizde bizi 2 kez düzelttiler “greek coffee” diye bizde ağzımızın tadı bozulmasın diye pek üstelemedik… Evet, Elia ya dönersek barda Ouzo larımız bittikten sonra eşlerimizin yanına geçtik ve yine klasik yunan mezelerimizi söyledik. Çok aç olmadığımız için biz ouzo içenler ortaya menü de bulunan “variety for ouzo” sipariş ettik ki bizdeki karışık soğuk balık ve deniz mahsulleri tabağı gibi bir şeydi ve çok lezzetliydi. Özellikle jumbo karidesler çok iyiydi. Yine greek salad, tzatziki (cacık) ve kabak kızartması çok lezizdi. Bir sürü şey yiyip içtikten ve yaklaşık 2 saat zaman geçirdikten sonra yine yedi kişi 100 € hesap ödeyerek çıktık Elia’dan ve yürüyerek otelimize geri geldik. Bir Samos günü herhalde ancak bu kadar uzun yaşanabilirdi.

Ertesi gün oteldeki kötü kahvaltıdan sonra hemen kendimizi arabalara attık ve plajlara gitmek için yola koyulduk. Aslında kahvaltı değil de sunum kötüydü, yani kaşık bıçaklar pek temiz değildi, açık büfe denilebilecek yer biraz kırık döküktü, yiyecekler etrafa saçılmıştı. Ama domates salatalık ve zeytin boldu. Ayrıca burada bir de yeni lezzet keşfettik ve galiba bu Yunan adalarına özgü bir şey. Yoğurdun üzerine bolca bal koyuluyor. Gerçekten de bir hafta sonra Mikonos’da da bu vardı, başka bir adaya giden arkadaşımız da yoğurt ve bal ile kahvaltı yaptığından bahsetti. Güzel bir tat en azından denemek lazım. Neyse plajlara giderken önce Kerveli plajına geldik. Bir evvelki gün gittiğimiz Mikali de dahil olmak üzere en keyifli plajlar, en durgun temiz sular adanın doğu yani ülkemize bakan tarafında. Kerveli doğal bir plaj, tek bir restoran var çok güzel balıklar yakalamışlar onları teşhir etmekteler, deniz suyu pırıl pırıl hava da çok sıcak hemen dalıp başka bir plaja gitmeye karar vererek kendimizi akvaryum benzeri sulara bırakıyoruz. Etrafta çok insan var ama organize bir plaj değil. Yani şezlong bank falan pek yok. Serinledikten ve üzerimize kuru mayolarımızı giydikten sonra bize önerilen Posidonio plajına gidiyoruz. Burası da çok bakir, sessiz sakin pırıl pırıl bir su var, yine çok iyi olduğu söylenen bir restoran görüyoruz ama plaj olarak beğenmiyoruz, restorana başka bir akşam gelmeye karar verip ayrılıp denize girmek için Klima beach de karar kılıyoruz. Su hakkında yine ilave bir şey söylemiyorum şahaneydi, burada denize girip yiyip içip duruyoruz, kağıt oynuyor sohbet ediyoruz ve akşam saat 19.00 a kadar burada zaman geçirdikten sonra otele geri dönerek akşam kaldığımız yere bayağı uzak olan Agios Nikolaus daki balıkçıya gitmeye karar veriyoruz. Buranın ismini bize araçları kiraladığımız biraz atıştığımız yunan bayan verdi. Bu balıkçının özelliği, genelde turistlerin değil de yerli Yunanlıların gittiği bir balıkçı olması, ki bu da bizim aradığımız bir şeydi. Uzun uğraşlar sonucunda, kaybolarak, yolu uzatarak geç bir saatte buluyoruz burayı. Sanki özellikle saklamışlar burayı. Deniz kıyısında ama önünde kayalar var. Saat 10.30 da bulduğumuz restoran daha boş. Bir aile işletmesi, kişiler çok sempatik. Masanıza gelip yanınıza oturup öyle sipariş alıyorlar. Biz de balıkları görmek için mutfağa giriyoruz. Mutfakta işletme sahibinin akrabaları olan bayanlar var. Jumbo karides ve sardalya için pazarlık yapıyoruz. Yavaş yavaş insanlar gelmeye başlıyorlar ve yarım saat içinde tüm mekanda tek bir boş sandalye kalmıyor. Siparişlerimiz geliyor, ızgara sardalyalar çok lezzetliydi. Yine gayet uygun bir hesap ödeyip kalkıyoruz. Buralara kadar gelmişken adanın bizim kaldığımız yere göre en uzak olan noktası Karlovassi’ye de gitmeye karar veriyoruz.(sadece 6 km daha gitmemiz gerkiyor) Neticede buraya bir daha gelmeceğiz, çünkü buranın kaldığımız yere uzaklığı 50 km. Adanın büyüklüğünü anlatabilmek için Samos Üniversitesi ve katedral büyüklüğünde bir kilisenin olduğundan bahsetmeliyim.Gece olduğu için detayları çok net göremiyoruz ama üniversite bahçesi öyle küçük bir yer falan değildi. Liman kısmına giderken karadaki dağlar ve kayaların çok güzel ve gizemli şekilde aydınlatılmış olduğunu görüyoruz. Deniz kıyısında küçük barlar restoranlar kafeler var. Saat 1.00 olmasına rağmen çok hareketli, biz de küçük ama sempatik bir dondurmacıya oturarak sipariş veriyoruz. Dondurma seçenekleri arasında kaimak da vardı. (Nedense bizim kaymaklı dondurmaya burada kaimak demişler) Bitirdikten sonra fazla oyalanmadan dönüş yolumuz uzun olduğu için dönüşe geçiyoruz.

Sabah kalkınca oteldeki kötü kahvaltıya kalmamak için Pytagorio’da ki kafelerin birinde kahvaltı ediyoruz, her şey çok güzel ama kahvaltı öğünü burada gereksiz pahallı. Buralarda öğlen ve akşam yemekleri komik para ama kahvaltıda bir yumurta yediğinde nerdeyse bir ahtapot parası ödüyorsun. Kahvaltıdan sonra atlayıp arabalara geniş bir kumsalı olan ve adanın tek kum plajına Psili Amos a gidiyoruz. Psili Amos mesafe olarak ülkemize çok yakın. Karşısında Dilek yarımadası var. Dilek yarım adası ile Psili Amosu un arası 1 km ya var ya yok. Yani İstanbul Boğazı kadar bir aralık var yunan adası Samos ile Türkiye arasında. Hatta dikkatli bakıldığında veya dürbün ile seyredildiğinde karşı taraf net olarak görülebilmekte. Deniz yine her zamanki gibi çok güzel... Burada denizin zemini kum ve uzun müddet sığ kalıyor. Zaten hiçbir plajda ve sahilde hayal kırıklığına uğramadık. Güneşte biraz ısındıktan sonra sevimsiz bir garsonun – artık garson muydu yoksa sahibimi bilemiyorum- servis yaptığı Dolfin Cafede frappe’lerimizi içip bahşiş vermeden tekrar kumsala dönüyoruz. Kah ağaç gölgesinde yatıp kah güneşe çıkarak kah denize girerek saati 14.00 yapıp yemek için daha salaş görünen ama doğrudan kumsalda bulunan lokantaya giriyoruz. Kapısında kurutulmak için asılmış olan düğmeli ahtapotlardan çok sayıda vardı. Klasik yemeğimize ek olarak bir de ızgara sardalya daha söyledik ve yine tıka basa doyarak kişi başına 16-17.- € ya çıktık. Biraz daha oyalandıktan ve denize girdikten sonra, adadan erken ayrılacak bir arkadaşı Vathi’ye limana bırakmak için yola çıktım. Grubun gerisi deniz, kum ve güneş faslına devam etti. Gayet rahat şekilde kısa bir yoldan arkadaşımı feribota bindirip plaja geri döndüm.  Vathi’den Psili Amos a dönerken yolu uzatarak tepelere çıktım ve oradan Samos’un panoramik resimlerini çektim. Manzara çok güzeldi ama özellikle de tepelere çıkıldıkça güzelden öteye gitmeye başladı.  Biraz resim çektikten sonra grubun geri kalanları ile buluşabilmek için tekrar plaja döndüm. Geç saatlerde toparlanırken bir gün önceki plaj turumuzu yaparken gözümüze kestirdiğimiz Taverva Posidonio’ya gitmeye karar veriyoruz. Aslında bir gece evvel yemek yemek için çok yol yapmıştık bugün de aynı şeyi yaşamayalım diye düşünmüştük ama Posidonio’da ki canlı canlı balıklar bizleri bayağı cezbetmişti, dolayısıyla yarım saatlik yolu göze alarak motorları çalıştırdık.  Tek kaygımız Pazar gecesi olduğu için kapalı olmasıydı ama neyse ki oraya varınca oldukça kalabalık ama sanki bizim için ayrılmış gibi duran tam deniz kenarında 6 kişilik bir masanın bulunması yüreğimize su serpti. Buranın patronu ve çalışanları sempatik tipler ve bizim Türk olduğumuzu duyunca bayağı ilgi gösterip İstanbul ile Türkiye ile ilgili sorular sorup yorumlarda bulundular. Yunan mezelerinin yanı sıra küçük bir ızgara sinariti ortaya söyleyerek Samos taki akşam yemeklerimize son noktayı koyduk. Bu restoran da tüm beklentilerimizi hem fiyat hem kalite hem de en önemlisi lezzet olarak karşılamıştı.

Buradaki son günümüzde sabah erkenden uyandıktan sonra valizleri de arabalara yükleyerek otelden çıkış yaptık… Planımız önce bir türlü gidemediğimiz Kokkari’ ye gidip burada gezinmek sonra da yakındaki bir plaja gidip yemek yemek ve denize girmek sekinde özetlenebilirdi. Arabaları Kokkarinin girişinde park edip yürüyerek bu sempatik yerin kalbine girdik. Çok güzel düzenlenmiş ve Mikonosun Little Venice’ine çok benzeyen bir merkez. Yine burada da birçok kişi Türk dostu bize çok sempatik yaklaşıyorlar. Pisagor un kupalarından – Pisagorun tasarladığı bir şarap kadehi, öyle tasarlanmış ki her seferinde aynı miktarda şarabı içiyorsun biraz ayarını kaçırdığın vakit kadehin altından şarap boşalmakta – alıyoruz. Tam deniz kıyısındaki bir cafeye oturarak birer serinletici meyve kokteyli içip buranın sahibi ile konuşuyoruz. Bardaki Yeni rakı şişesini göstererek ve çat pat Türkçe konuşarak bizlere Türkiye ile ilgili pozitif yaklaşımını hissettirmeye çalışıyor. Buradan kalkarak sahile doğru yürüyoruz. Dükkanlar ve cafeler hepsinin birer tarzı var. Bir daha buralar gelinirse kalmak için kesinlikle Pitagorio dan daha çok önerilecek bir yer… Saat 12.30 a gelirken burası ile vedalaşıp Lemonakia plajına gidip Samos’un plajları ile de vedalaşmaya gidiyoruz. Lemonakia nın limon ile falan bir ilgisi yok ama sempatik ve Kokkari deki gibi deli bir rüzgar ve büyük dalgalar almıyor, korunmuş bir plaj. Kokkari ye yaklaşık 5 km uzaklıkta. Buradaki sempatik restoranın ingilizce adı  “Andreas Place” . Samos’ta ki son öğle yemeğimizi de gayret keyifli şekilde yiyerek ve yine her zamanki gibi gayet cüzi bir hesap vererek Samos taki tatilimize, pırıl pırıl sulara ve yunan mutfağına veda ederek feribota binerek Kuşadasın’a geri dönüyoruz.

 İbrahim Ethem Temo

Kullanıcı yorumları

2 kullanıcının ortalama puanı

Genel
10.0
 

Yorum yapmak için lütfen üye olun ya da giriş yapın.




1 kişi bu yorumu faydalı buldu, toplam 1 kişi oy verdi

ssbb
allah iştahınızı arttırsın, Çarşamba, 06 Ağustos 2008

Yazan ssbb   -  Bütün yorumlarını oku  - İlk 50 Yorumcu

Genel
10.0
okurken ağzım sulandı.
vize'yi nasıl ve nereden aldınız acaba?

1 kişi bu yorumu faydalı buldu, toplam 1 kişi oy verdi

gezerus
Ballı Yoğurt, Perşembe, 07 Ağustos 2008

Yazan gezerus   -  Bütün yorumlarını oku  - 1 Numaralı Yorumcu

Oldukça detaylı bir gurme yazısı olmuş yine, elinize sağlık...

Ben Anadolu'nun tam ortasında yetişmiş birisi olarak çocukluğumdan beri şekerli, marmelatlı, reçelli, ballı gibi bilimum şekillerde yoğurt yemeye bayılırım. Bu aralar da sık sık kahvaltılarda ballı yoğurt yiyordum, Yunan adalarında da böyle yaptıklarını duymak ilginç oldu. Tabi onlarınki Yunan yoğurdu ve Yunan balıdır o ayrı:) Herkese tavsiye ederim, güzeldir, sağlıklıdır...

0 kişi bu yorumu faydalı buldu, toplam 0 kişi oy verdi

Tezcan
Ballı Yoğurt, Cuma, 08 Ağustos 2008

Yazan Tezcan   -  Bütün yorumlarını oku  - İlk 50 Yorumcu

Açıklamalarınız için teşekkürler. Elinize sağlık.

Ben çocukluğumdan beri bilirim bu tadı.
Çocukluğumun büyük bir bölümü Kars'ta geçti. Baldan yoğurttan bol birşey yoktu.

Hala da yerim, Çok güzel sade bir yiyecektir.

0 kişi bu yorumu faydalı buldu, toplam 0 kişi oy verdi

Esra Karaosmanoglu
Tsk ler, Çarşamba, 28 Temmuz 2010

Yazan Esra Karaosmanoglu   -  Bütün yorumlarını oku  - İlk 1000 Yorumcu

Genel
10.0
Samos ile ilgili bilgi araken rastgeldim yaziniza, sayenizde siteyede uye oldum..
Verdiginiz bilgiler cok yararli olacak, eminim yolumuz gectiginiz yollardan gececek, sizide bir kez hatirlamis olacagiz..
paylastiginiz bu dogal gezi aniniz ve bilgiler icin simdiden tesekkurler..
saglicakla..



 

Girişlere Hızlı Erişim

Sadece yer, sadece kategori/alt kategori veya ikisinin kombinasyonu seçimler yapabilirsiniz.
 

Yer Arama (ülke, şehir, ilçe, semt, vb.)

Google Araması


Detaylı arama