Skip to content
Gezi Yorumları
Yolunu kaybedenler için patika:Ana Sayfa arrow GEZİ TOZU
Atalarımın izinde 2 / Makedonya  Yazdır E-posta
Geziler Gezi Yazıları
Yazar ibrahimtemo   
Çarşamba, 16 Haziran 2010

Etiketler



Balkanlar  Makedonya  Manastır  Ohrid  Struga  Üsküp 

Gezi Tarihi: 22.04.2010
Birleştirici Gezi Adı: Atalarımın İzinde

  Saat 14.00 de Tiran'da otelde Miki ile buluşuyorum. Beni Makedonya / Ohri ye götürmeye geldi. Biraz fazla belki ama üç saatlik yol için 90 € ödüyorum. Ama rahat ve istediğim yerde durarak gidiyorum. Otobüs ile aynı güzergâh 35 € ya yapılmakta. Fakat bunun iyi tarafı giderken Elbasan dan geçip istediğim yerleri fotoğraflıyorum.  Tiran dan Ohri tam tamına 1 saat 45 dakika sürüyor. Sınırdan geçmek kolay, bizim köprü gişeleri gibi gişeler yapmışlar, pasaport kontrolünden sonra deklare edecek bir şeyiniz var mı diye sorup gözünüzün içine iyice baktıktan sonra olmadığına kani olunca geçiyorsunuz. Aynısı  Makedonya girişinde de oluyor.

Tam sınırdan girdik ki benim grubumun fertleri doğrudan Ohri ye gelmek yerine önce Manastıra gitmeye karar vermişler ki çok da iyi yapmışlar, ben de yarım saatlik bir yolla doğrudan Manastıra geliyorum.Sağolsun Miki bu 35 km lik yol için ilave bir ücret istemiyor. Bizimkiler oturmuşlar bir şişe de Tga a za Yug şarabı açmışlar - ki bence Makedonya’nın en iyi şarabı bu - beni beklemekteler. Manastır veya Makedonca Bitola çok keyifli bir şehir. Bir kere Atamızın gittiği askeri idadiyi müze haline getirmişler. Müzenin bir bölümü tamamen Mustafa Kemal Atatürk’e ayrılmış. Büyük bir ana caddesi var yalnızca yaya trafiğine açık burada Mustafa Kemal’e o dönemde büyük bir aşk besleyen Eleni'nin evi var. Zaten müzede de Eleni'nin yazdığı mektup hem Makedonca hem de Türkçe tercümesi ile asılmış durumda. Atatürk müzesinde panolar ile Çanakkale anlatılmış, bol bol fotoğraflar asılmış, heykel ve büstler ile Atatürk’ün yalnızca ulusumuz için değil tüm dünyaya kattığı değer anlatılmaya çalışılmış.  Bina çok bakımlı değil ama o bugüne kadar iyi korunmuş. Şahsi düşüncem ama buradan çıkınca kendimi çok gururlu hissettim. Manastır sokaklarında tur attık. Cıvıl cıvıl, insanlar sokakta. Köşe başında bir açılış vardı ünlü bir Makedon şarkıcı halkı coşturmakta. Konsolosluklar caddesinde Türkiye fahri konsolosluğu da en iyi yerde yer almakta.  Yine Manastırın ortasında bir havuz var şarkısında adı geçen havuzu görüp buradaki çeşmenin buz gibi suyunu içtikten sonra bu güzel Türk izleri taşıyan şehre veda edip Ohri’ye gidiyoruz.

Tabi hava kararmış pek bir şey görmeden Unesco Dünya Mirasına alınan Ohri Gölü kıyısındaki otelimize geliyoruz. Oteli 4 yıldız diye ayırtmıştık ama ne yazık ki yıldız standardı bildiğimiz gibi değil. Neyse  yatmadan yatmaya gideceğimiz için çok da önemli değil. Sabah erkenden büyük dedemin doğduğu şehir Struga’ya gidiyoruz. Önce İbrahim Temo adı verilmiş okulu ziyaret ediyoruz. Buraları fazlasıyla kendi ailemizi ilgilendirdiği için bahsetmek istemiyorum. Önemli olan kısım Makedonya’da oran olarak en fazla Türk burada ve Ohri’de var. Struga çok sempatik bir yer, Kara Drin nehri üzerine kurulan köprüler ile bizim Eskişehir e benziyor. Struga da İbrahim Temo önemli bir yer kapsamakta. Nehir kenarında büstü, adına olan okul, doğduğu evin müze yapılması burada kendisine ne kadar önem verildiğini göstermekte. Struga da oldukça fazla zaman geçiriyoruz. Kara Drin nehrinde değişik bir durum söz konusu, nehir göle değil göl nehre dökülüyor. Dünyada ender görülen bir şey. Struga’nın bir özelliği daha var her yıl Ağustos ayında yapılan şiir akşamları… 1984 yılında yapılan yarışmayı Fazıl Hüsnü Dağlarca kazanmış, bugün bile ismi burada anılmakta. Akşamüstü bir akrabamıza davetli olduğumuz için Ohri’ye dönüyoruz. Ohri gölü gerçekten güzel manzaralar sunuyor bize. Burası şehir olarak Struga dan daha gelişmiş ve daha kalabalık. Bazı bakımlardan Kuşadası’na benziyor. Ohri’nin eski şehir kısmında Safranbolu evlerine benzeyen evlerin olduğu bir sokak mevcut. Zaten Elveda Rumeli filminin birçok sahnesi de bu sokaklarda çekilmiş.

Akşam buranın güzel bir restoranına gidiyoruz ismi Dalga . Evet bizdeki dalga ile aynı anlamda. Makedon mutfağı Arnavut mutfağına nazaran benim ağız tadıma daha çok hitap ediyor. Bizim çoban salatasının üzerine silme beyaz peynir rendeliyorlar, beyaza bürünmüş bir şey geliyor Shopska salad, bizim acılı ezmeye benzeyen ama kırmızı biber ile yapılan pindjur ,  patlıcan, kırmızı biber ezmesi sarımsak ve değişik baharatların ezilmesi ile yapılan ajvar, borek (börek) ve değişik et yemekleri yanı sıra özellikle Ohri ve Struga da alabalık gerçekten damak zevkimiz hitap ediyor. Şarap olarak Tikves markası ve Tga a za Yug isimli şarap müthiş. Tüm seyahat boyunca bunu içtik.

Ertesi gün sabah erken saatlerinde Struga Belediye başkanı ile görüşmek ve birkaç akraba ile kahve içmek için Struga’ya gidip öğlen gibi ayrılıp bölgede kesinlikle görülmesi önerilen Sveti Naum a gidiyoruz. Buranın özelliği Ohri gölünün çıkış noktası olması. Aynı zamanda burası Arnavutluk ile sınır. Bölgede bulunan manastır 905 yılında aziz Naum tarafından yapılmış ve bu isimle anılmaktadır. Ohri’ye gelmişseniz bu 29 km lik yolu yapıp burayı görmenizi kesin öneririm. Manastırın bahçe ve avlusunda dolaşan ve tüylerini açan tavus kuşları (onlarca) buraya başka bir hava vermekte. Özellikle yazın çok kalabalık oluyormuş o yüzden yaz aylarında trafiğe dikkat... Dönüp Ohri de eski şehirde biraz daha dolanıp çarşısında Türk esnafla (yaklaşık dükkanların % 80 Türkmüş) lafladıktan ve hafif bir yemek yedikten sonra aracımıza atlayıp buraya veda edip Kalkandelen’e doğru yola çıkıyoruz.

Kalkandelen de üniversite tarih bölümü dekanı Dr. Nebi Dervishi ile buluşup biraz daha dedemizin Arnavutluk ve Makedonya’da yürüttüğü özgürlük faaliyetleri hakkında  daha da bilgi sahibi olduktan ve de kendisinin İbrahim Temo'nun İttihad Terakki ile ilgili sorularını cevapladıktan sonra, tam hava kararırken buranın İslam mimarisinin en önemli Osmanlı eserlerinden biri olan Alaca camiini  (Paşa Cami diye de bilinmekte) geziyoruz. Camiye dıştan bakıldığında müthiş bir işçilik göze çarpmakta. İlk olarak 1495 yılında iki kız kardeş tarafından yaptırılan cami 1833 yılında Abdurrahman paşa tarafından genişleterek tekrar inşa edilmiş. Caminin içinde, duvarlarında muhteşem - bu kelimeyi özellikle kullanmaktayım -  resim süslemeleri mevcut.  Caminin içinde Türkçe bilen ve ibadetlerini yapan yaşlı amcalar ve imam ile biraz konuştuktan sonra hemen yürüme mesafesinde olan şehre 4 km uzaklıktaki Vardar nehrinin kolları üzerine inşa edilmiş tarihi köprü ve dibindeki hamamı geziyoruz. Osmanlılar buraya büyük önem vermişler ve çok sayıda eser bırakmışlar.   

Hava iyice kararmış vaziyette, saat 21.00 e doğru Üsküp’e geliyoruz. Üsküp’te kalacağımız otele gitmeden önce yemeğe gidiyoruz. Balkanica isimli önceden yer ayırttığımız keyifli Makedon restoranında canlı müzik de var. Burada daha önce yediğimiz pindjur, ajvar,shopska, macedonia tava nın yanı sıra sarma ve patlıcanlı bir yemek söyledik. Çok iyiydi ve de otantikti. İlginç bir saptama çoğu Makedon olan restoran müşterileri, çok güzel canlı müzik yapan grubu hiç alkışlamadılar, sadece biz şarkı sonlarında kendilerini alkışladık. Garsona sorduk yanlış mı yapıyoruz diye, Makedonların alkışlamayı çok sevmediklerini ama sanatçıların alkış beklediklerini söyledi…

Kaldığımız Hotel Queen yeni ve güzel bir oteldi, sabah da erken kalkıp konumunu görünce gayet merkezi bir yerde  olduğunu anladık. Hemen toparlanıp Üsküp şehir turuna çıkıyoruz. Burada hepsini anlatmayacağım ama Kale, Taş Köprü, Mustafa Paşa Cami, şimdilerde tekrar önem kazanmaya başlayan ve Türklerin ağırlıklı bulunduğu Eski Pazar (Carsija) Kursunlu, Suli (sulu) ve Kapan An (han) bunları görmek şart. Özellikle eski çarşı çok güzel. Yürüyerek Vardar nehrinin üzerindeki Taş köprüyü geçerek eski Üsküp’ten yeni Üsküp’e geçtik. Sultan 2. Murat zamanında inşa edilen Osmanlı mimarisinin güzel bir örneği olan Taş köprü Üsküp ün simgesi olarak da görülmektedir. 

Vardar nehri Üsküp’ü ikiye bölmektedir. Nehrin doğusu Türklerin ve romanların yoğun yaşadığı kısım. İsmi Cair olan bu bölge Üsküp geneline göre hiç kalkınmamış ve sefalet içinde. Bol miktarda cami var. Etrafta çok sayıda türbanlı kadın görülüyor- ki Ohri ve Struga da bunlardan pek yok. Konuştuğumuz insanlar türbanlıların son 5 yılda görüldüğümü söylemekteler ve kaynağının Türkiye menşeli olduğunu belirtmekteler. Yine bu bölgenin Türk mahallelerinden de beter kısmı Sutko Orizori göçebe ve esmer roman vatandaşların yaşadığı yer ki burada arabadan çıkmak bayağı cesaret istemekte. Üsküp’ün bu bölgesinde Vardar’ın doğu kıyısında tek devasa bina var ki o da Amerika Birleşik Devletleri konsolosluk binası. Üzerindeki dev çanak antenlerle tam bir üs görünümde. Muhtemelen bölgedeki merkezi haber alma teşkilatı (CİA) burası.  Vardar’ın batısı ise modern ve Makedonların yaşadığı Üsküp. Burası Taş köprüden geçtikten sonra karşılaşılan gelişmiş, modern, şık caddeleri olan, her tarafta Türk markalarının bulunduğu kalkınmış Üsküp. Macedonia Caddesinde Rahibe Tereza anısına yapılmış garip – sözüm ona modern - bir bina ve cadde üzerinde çok sayıda heykel var. Sokak kahveleri cıvıl cıvıl insan kaynamakta…  Ayrıca bir de modern bir alışveriş merkezi var ki Makedonlar çok gurur duymaktalar, Ramstore… İçinde Türk markalarının yanı sıra yabancı markalar da mevcut. Burada da vakit geçirdikten sonra sıra  akşam yemeğine geldi ki bunun için seçimimiz Macedonian House idi ki çok da doğruydu. Yine tipik Makedonya mutfağı, Balkan müziği koşuşturan Makedon garsonlar… Tüm seyahatimiz boyunca her yörenin en iyisi olması kaydıyla  içkili yemeğe kişi başına 12.- € dan fazla harcamadık. Yani çok ucuz.

Son gün sabahtan 2 saat vaktimiz var, rehberimiz aylaklık edeceğimize bizi buradaki Matka kanyonuna götürmeyi önerdi. Orayı gördükten sonra da doğruca alana geçeceğiz. Böyle bir doğa görmeyi beklemiyordum. Daha ziyade yerli halkın geldiği bu bölge Üsküp e 20 km mesafede. Kolay ve zorlu yürüyüş patikaları var. Kireçtaşı oluşumdan mağaraları görmek için tekne turu almak gerekiyor ama bunun  için zamanımız yok, bir dahaki sefere inşallah. 14.yy dan kalma St. Andreas kilisesi ve  St. Nicholas Manastırı mutlaka görülmesi gerekli yerler. Kanyonda bulunan Treska nehrinde kano yarışları yapılıyor.Buraya yaklaşık 1 saat zaman ayırdıktan sonra İstanbul’a dönmek üzere Üsküp Büyük İskender havalimanına doğru yola çıkıyor ata topraklarımıza veda ediyor ana vatanımıza geri dönüyoruz.


Kullanıcı yorumları

0 kullanıcının ortalama puanı

 

Yorum yapmak için lütfen üye olun ya da giriş yapın.




1 kişi bu yorumu faydalı buldu, toplam 1 kişi oy verdi

PHYSKOS
Atalar, Çarşamba, 16 Haziran 2010

Yazan PHYSKOS   -  Bütün yorumlarını oku  - İlk 10 Yorumcu

Merhaba,

Sitede ne kadar çok Balkan göçmeni ailesi olan var. Dilek (saira)Bosna'dan Boşnak bir ailenin kızı. Ben Üsküp'ten göçen Torbeş-Arnavut bir babanın kızı. Daha bir çok arkadaş var ama yörelerini hatırlayamadım şimdi.. Balkan göçmenleri gezgin oluyor mu ne? :)))

Paylaşımız için teşekkürler, yazınızı fotoğraflarlada güzel desteklemişsiniz. Yemek yediğinizi yerleri gidersek bizde deneriz.

Birde Köyceğiz Gölü'nde tersten akıntı olur zaman zaman.

Sevgi ve Saygılarımla,

Dilek
Marmaris

0 kişi bu yorumu faydalı buldu, toplam 0 kişi oy verdi

gezerus
Ataların İzinde, Perşembe, 22 Temmuz 2010

Yazan gezerus   -  Bütün yorumlarını oku  - 1 Numaralı Yorumcu

Güzel yazı, güzel fotoğraflar. Elinize sağlık...



 

Girişlere Hızlı Erişim

Sadece yer, sadece kategori/alt kategori veya ikisinin kombinasyonu seçimler yapabilirsiniz.
 

Yer Arama (ülke, şehir, ilçe, semt, vb.)

Google Araması


Detaylı arama