GEZİ TOZU | HIRVATİSTAN KARADAĞ 2010/GEZİPAYLAŞIM |
|
|
| Geziler Gezi Yazıları | |
| Yazar gezipaylaşım | |
| Cuma, 23 Temmuz 2010 | |
Etiketler12.06.2010 İstanbul- Zagreb
2009 Ağustosunda yaptığımız Hırvatistan Bosna Hersek gezisini çok sevmiştik. Bu seneki tatil planımızı da güneyde bir otele kapanıp şezlongta yatıp, akşam "açık büfelerde" et kuyruğuna girmemek, mini club'ta patates kızartması çıkmıştır tarzı abuk subuk anonslarla geçirmemek için yollara düşmeye karar veriyoruz. Rotada bu sefer, çok sevdiğimiz Korcula adası, Karadağ'da Budva'da konaklama ve Dubrovnik var. Gezilip görülecek yerler bu çerçevede biraz plansız olarak doğaçlama gelişecek.
Thy'den business olarak aldığımız hizmetlerden (yaşasın mil programları) memnun kaldık. Thy lounge kalabalık ama güzel, uçakta hostesler kibar, ikramlar lezzetli idi. Uçağımız sorunsuz olarak Zagreb'e iniyor. Pasaport kontrolünde turistik ziyaret mi ve nereye? der demez ilk iki günkü rezervasyonları ve ne kadar kalacağımızı söylüyorum. İkinci gelişimiz olduğunu pasaportta görmesine rağmen soruyor ilk mi? diye, hayır diyorum, neyse şak basıyor damgayı. Yandaki Türk çifte ise ahiret soruları. Nereye gidiyosun, ne kadar kalacaksın, nerede kalacaksın dışında kaç para ile geldin, kredi kartın var mı gibi.. Sanırım rezervasyon mu yoktu ne? Neyse onlar da geçiyor ama onlarca soru sonunda sıkılmış bir ifadeleri var. Daha önceden terminali tanımanın yardımı ile hemen para bozdurup Pleso denen servise binip otb. terminaline gidiyoruz. (Geçen sene 35 idi, bu sene 30 Kuna veriyoruz iki kişi.Acaba düşük sezon filan mı anlamadım)
Otobüs terminalinden Korcula adasına giden otobüs biletini alıyoruz. 19.30 kalkış 245 kuna kişi başı.(bagaj 20 kuna ikisi toplam.Ya bende bunu anlamıyorum otobüs zaten gidiyor niye bagaj parası?) Yolculuk 12 saat. Biz nasılsa arada başka görmek istediğimiz şehir yok diyerek bir geceyi otobüste geçirmeye razıyız. İlk durak Korculaya gitmek için türlü yollar var.( Splitten feribot, Dubronvik'ten feribot, diğer adalardan geçiş vs vs ) Biz ise biraz garip bir rota izleyeceğiz. Zagreb'ten otobüs!! Bunu yapmamızın iki sebebi var. Birincisi Zagrebi geçen sene de gördük ve kaldık otelde kalıp birgün kaybetmeye gerek yok. Splitten geçersek birgünde orada kaybedeceğiz. Burayı da gördük. Akşam bin sabah in günü kazan diye düşünüyoruz. Eşyaları terminalde emanete veriyoruz. (40 Kuna veriyoruz 4 saat/2 valize) Otobüs saatine kadar olan vakti etrafı dolanarak geçireceğiz. Tramvay biletimizi Tisak denen büfeden alıp (8 kuna kişi başı) Ilıca tarafına gidiyoruz.
Zagrebte hava çok nemli ve sıcak. Geçen sene Ağustos ortasında indiren yağmurları gören biri olarak sırf Zagreb için üstümüzde bulunan kotlar ağır geliyor.
Biraz dolaşıp Vincek'te dondurmalarımızı yiyoruz.( 30 kuna 2 kişi, açık su alırsanız su beleş)
Dolaşarak Nikola Subic Zrinski meydanında - ki kendisi Kanuniyi Zigetvar'da yenmiş rehber kitaba göre- Osmanlıya karşı birçok başarılar kazanmış bir asilzade ve asker olarak geçiyor ekli dosyada - (http://en.wikipedia.org/wiki/Nikola_%C5%A0ubi%C4%87_Zrinski) çimlere yayılıyoruz. Burayı çevreleyen dev ağaçlar sayesinde vaha gibi serin. Piknik sepetini, battaniyesini alan, yakınlardan marketten içecek alanlar ve aşık gençlerle dolu. Eşim de ortama uyup herkes gibi ayakkabıları çıkartıp yatıyor çimlere. Herkes uyukluyor. Ben de bu arayı, gezi planımızı kontrol etmekle değerlendiriyorum.
Zagreb çok tenha geliyor geçen yılki ziyaretimize göre. Sokağa çıkma yasağı var gibi.
Kalkıp gezinerek tramvay istasyonuna gidiyoruz. Tramvaya binip otobüs istasyonunda iniyoruz.
Korculaya gidecek otobüs bizim eski Setralardan. Konforsuz. Otobüse binen biletteki numaraya filan bakmadan istediği yere oturuyor. (İlk sıraya oturtmuyorlar bu seferde, sabaha karşı kaptan on dört koltuğa uzanıyor, bizimkiler arka beşliye yatar daha konforlu kaptan demek istedim ama anlaşamayacağımızdan sustum.) Telefonlar açık. Hırvatların telefonla yüksek volümle konuşmayı sevdiğini, kesinlikle bizim gibi bir akdeniz kanı taşımadığını ve sakin olduklarını ( çünkü bizde olsa otuz sefer kavga çıkardı , kapa kardeşim uyuyoruz diye) iyice anlıyoruz. Otobüs Zagreb- Split otobanından gidiyor. Saat 22.00 gibi 15 dk. mola veriyor. Dilimizi anlayan bir Allahın kulu yok. Tamamen yerel halkla birlikte seyahat ediyoruz. Açlıktan öldük restorantta peynirli sandöviç istiyoruz domuz eti olmasın diye ama anlatabilene aşkolsun. Kadına Hırvatça yazılı olan ismi ve no diye gösteriyorum yok, anlamıyor. Tükenmişken bir başka kadın geliyor haaaaa diyor, 5 dk. diyor eliyle, mutfaktan peynirli sandöviç hazırlatıp geliyor. 54 kuna(2 sand,2 su, 1 gazoz)
Artık uyumak istiyoruz ama ne mümkün. İki arka sıradaki gıcık kız sabaha kadar telefonla konuşuyor ve kikirdiyor. Kafayı yiyecem yaaa.. Kimse de birşey demiyor. Dilimi anlayan olsa valla İngilizce münasip birşey söyleceğim ama boşa gidecek...
13.06.2010 Orebic- Korcula
Uykusuz ve rahatsız otobüs yolculuğumuz sabaha karşı Boşnak toprağı olan Neum'da pasaport gösterme ile devam ediyor. Sorunsuz geçiliyor. Peljesac yarımadası muhteşem üzüm bağları ve şarapları ile ünlü. Her yer yemyeşil. Doğa Hırvatlara çok cömert davranmış. Manzaralar, uykusuzluk ve sinirimi yatıştırıyor. Sabah 06.00 civarı Orebic 'teyiz. Geveze kız burada iniyor, bütün gece konuştuğunu düşündüğüm erkek arkadaş karşılıyor onu. Otobüs, feribotla Korculaya geçecek. Feribot 06.30 da kalkacak, 15 dakikada geçecek Korculaya.
Orebic çok hoş bir yer. Beğeniyoruz.
Korculada kalacağımız yer Apartments Lenni.(http://www.hostelbookers.com/hostels/croatia/island-of-korcula/20331/) Bizi otobüs istasyonundan karşılayacaklarını yazmışlardı ama kimsecikler yok. Neyse biz adrese gidiyoruz, kapı duvar. Telefon ediyoruz, kapalı. Sabah saat daha çok erken ve yapacak bir şey yok. Çantaları geri yüklenip burek yiyerek kahvaltı ediyoruz. (2 tane 24 kuna)
Telefon açılıyor nihayet ve yerimizi söylüyoruz. Adaya aşina olduğumuzu, daha öncede geldiğimizi, rahat olmalarını ve kahvaltı ettiğimizi söylüyoruz, 40 dk. sonra gelip alıyorlar. Çok tatlı bir çift Perisa ve Lenni. Binbir özürle otobüsleri karıştırdıklarını, bizim Dubrovnikten geleceğimizi zannettiklerini anlatıyorlar, problem değil deyip mekana gidiyoruz. Odamız tahmin ettiğimiz gibi dolu daha. Eşyaları onlara bırakıp temizlenmekte olan boş odada duş alıp üst baş değişimi sonrası hayata tekrar dönüyoruz.
Biraz sohbet sonrası , Dubrovnike dönüş için vapur mu otobüs mü ( saat ve gün ayarlamaları) planları sonrası otobüste karar kılıyor ve artık denize girmek istiyoruz. Geçen sene gittiğimiz Lumbarda'daki plaja gitmek istiyoruz. Bugün pazar olduğundan otobüs yokmuş Lumbarda'ya. Taxi ise tek gidişe 110 kn istiyor pas geçiyoruz.Taxi boat(2 kişi 100 kn gidiş dönüş) denen motorlar kalkıyor Lumbarda- Badija denen hemen liman önünden bir tanesini yakalıyoruz.
İnanılmaz manzaralar , derin, mavi yeşil Adriyatik suları bizi mest ediyor. Yanımıza ufak fotoğraf makinamızı alsaydık keşke. Badija, Korcula yakınında bir ada. Üzerinde 14.yy kalma bir manastır var. Deniz nefis ama görünen tek bir tesis var ama o da açılmamış herkes yemeğini alıp gelmiş buraya. Motorcu isterseniz burada da bırakabilirim diyor yok diyoruz biz Lumbardaya devam edelim. Biraz ilerledikten sonra motorcu bize geri alış saatini ve bıraktığı yeri teyit ediyor(rest.apartmanı Lima diye bir motel var onun önü), yolu tarif ediyor sahilden sola doğru bir yürüyüş yolu var ufak tefek yaklaşık 20 dk.da varırsınız diyor, tamam diyoruz.10 dakikada yürüyoruz. Burası bizim geçen sene gittiğimiz plaj değil ama kumluk, sakin ve üzerinde minik bir tesisi olan daha çok yerel halkın bulunduğu bir yer. Seviyoruz . Şemsiye kiralayıp (20 kuna) yatıyoruz sıcacık kumlara..Otobüsün yorgunluğunu unutturuyor bu. Ohhh diyoruz derin derin...
Deniz biraz serin ama güzel, dibi de kum. Acıkınca ve susayınca plajdaki tek tesiste (Konoba Bilin Zal), ahtapot salatası, patates kızartma, 3 Karlovacko bira( Hırvatistandaki tek aşkımız olan bira Ojuzsko yoktu da!) atıştırıyoruz. 110 kuna.
Biraz deniz kenarında güneşlenip, yürüyüp buluşma saatimize yakın toparlanıp gidiyoruz. Motorcu bizi saatinde alıp, Badija'ya bıraktığımız İngilizleri de topladıktan sonra Korculaya varıyoruz. Plaj dönüşü duş alıp 2 saat filan uyuyoruz, geceden de uykusuzuz, bacaklarımız otobüste sarkıtmaktan fena halde, çok iyi geliyor bu.
Çıkıp otobüs bileti alıyoruz.( Bizim gideceğimiz gün feribot öğleden sonra otobüs ise sabah 06.45, gün kaybetmeyeceğiz) 2 kişi 180 kuna.
Acıktık, motelin sahibi bize hemen yanındaki Konoba Marco Polo'yu tavsiye ediyor (ve ısrarla komşu filan diye demiyorum bizde hep yiyoruz hele kuzu eti çok iyi kalitedir diyor, denemeye karar veriyoruz) Eşim bir senedir Korculada yediği midyeleri sayıkladığından 1 kg. midye sarımsak soslu,2 ojuzsko,1 feta (Yunan beyaz peyniri) salatası,1 mantar çorba,1 ızgara kuzu et- ki porsiyonda 5 parça biftek ve kemikli et vardı ve gerçekten muhteşemdi-,1 siyah risotto,1 büyük şişe su istiyoruz. Gelenlerin yarısı yenemiyor bile çünkü porsiyonlar çok büyük. Hesap ise 368 kuna yani 52 euro filan.. İstanbulda olsa bu hesabın ne geleceğini, bu miktada etin kaç kişiye servis edileceğini konuşup cennet diyoruz. Acayip lezzetli bir yemek yiyoruz, çok mutluyuz.
Kalkıp adayı turluyoruz, amaçsızca sokaklarda dolanıp hediyelik eşya ve ilgimizi çeken her dükkana bakıyoruz. Canımız tatlı çekince pastanede 2 tane pasta, 2 de su içip 18 kuna ödeyip odamıza dönüyoruz. Almanya - Austurya maçının yorumlarını izliyoruz.
14.06.2010 Korcula
Yorgunluktan gözüm şişmiş ama iyi uyudum. Eşimde iyi uyumuş. Sabahki istikamet Cukarin. Buranın sahibi Smiljana, çok meşhur ve ülkesinde birçok ödül almış bir pasta şefi. Lezzetleri muhteşem. Cukarin'den aldığımız tatlılar ( Cukarin, klasun ve amareta ) ile kahvaltı yapacağız. Eve götürmelik sucuk şeklindeki incirli ezme tarzı tatlıdan, bademli (badem onların dilinde de badem) şekerlemelerden de alıyoruz. Yandaki kafede 2 espresso söyleyip kahvaltı ediyoruz(espressolar 28 kuna) (http://www.cukarin.hr/da_mi_je_en.html)
Bugün yakınlara herhangi bir tur yok dün infodan sormuştum hepsini, moresko denilen dans gösterisi de yok, Mljet ada turu da yarın. İsabet oldu aslında, biz de bugün hiç tur, keşif, yürüyüş havamızda olmadığımızı, buraların havasını koklamanın daha hoşumuza gideceğini konuşuyoruz. Geçen sene gezmediğimiz yerlerden olan Marco Polo müzesini geziyoruz.(15 kuna kişi başı)
Ortalık turist kaynıyor her milletten, uzak doğulu turistlerde yaş ortalaması 70- 80. Maşallah diyoruz, bizim yaşlılarımız bu yaşta değil gezmek ihtiyaçlarını zor görüyor genelde. Ada düne göre korkunç kalabalık günübirlik turlar gelmiş.
Acıkınca Zalogajnica Buda 'da yemek yiyoruz. Yan masada yerel rehberler var, onlarda burada yiyor. Suratsız bir kız lütfen servis yapıyor herkese. Peynir tabağı (çok lezzetli idi), 3 karlovacko bira, 2 yerel balık ve salata yiyoruz.170 kuna. Balık güzeldi ama çok da aman aman değildi. Genel notumuz iyi.
Canımız bugün hiç deniz istemiyor.
Backpacker dostu Konzum (bu tanımı ben buldum, nasıl ama?) dan ihtiyaçları alıp odamıza dinlenmeye ve maç seyretmeye gidiyoruz. Bu alışveriş sonrası şimdiye kadar içtiğimiz Hırvat biralarını değerlendiriyoruz. Pam güzel bira, sevdik. Karlovackonun içimi daha ağır, hiç yoktan iyidir. Ojuzsko tek aşkımız, içimi kolay, rahat, çok içince baş ağrısı filan yok.Hatta birayı abarttığım bir günde eşim sürekli beni kontrol ediyor, başın dönüyor mu, ağrıyor mu diye ve sonunda biranın hakkını veriyor.
Tekrar dışarı çıkıp geziniyoruz. Bir yeri sindirerek kaygısızca kafamıza göre, şu saatte buluşalım, burada mola verip hediyelik eşya alıyoruz ve 5 dk. fotoğraf molası telaşeleri olmadan gezmenin tüm avantajlarını yaşıyoruz bağımsız gezilerimizde.
Akşam gün batmasına yakın dik merdivenli Coctail Bar Massimo'da 2 bloody mary ile (110 kuna) iştahımızı açıyoruz. Burada içkiler genelde olan yerlere göre pahalı ama burası da mekanı, konsepti ve manzarayı satıyor. Bence birkez de olsa denenmeli biz iki gezimizde de uğradık.
Canımız hamurlu şeyler çekince akşam için 2 pizza (peynirli ve sebzeli ), 1 salata, 1 şişe Plavac Peljesac kırmızı şarap eşliğinde Pizzeria Tedeschi de keyif yaparak İtalya-Paraguay maçını seyrediyoruz. Plavac Peljesac gerçekten güzel şaraptı.
Maç sonrası eşim tatlı istiyor ben pas geçiyorum. Pastanede 3 koca top dondurma 13 kuna.
Korculayı çok seviyoruz, iyi ki tekrar gelmişiz diyoruz. Yarın sabah yolculuk var. İlk durak Dubrovnik ve uygun otobüs bulursak vakit kaybetmeden Karadağ veya Montenegro veya kendi dilleri ile Crna Gora.
15.06.2010 Korcula-Dubrovnik-Kotor
Sabah 05.30 da kalkıp valiz topladıktan sonra terminale gidiyoruz. Dubrovnik otobüsü 06.45 te.(Bagajlar 10 kuna parça başı) Bu saatte açık bir yer yok, dünden kalan Cukarin mamüllerimiz ile kahvaltı yapıyoruz. Otobüse giderken Perisa ile karşılaşıyoruz. Bize teşekkür ediyor, bizim de memnun kaldığımız bir konaklama oluyor fiyat/lokasyon/temizlik açısından.
Otobüs çok hoş manzaralı bir yerde (Mljet car ferry tabelasına gelmeden az evvel, Rest.Bella Vista) duruyor, eşim çok güzel uyuyor, resim çekmeye inecem ama kıyamıyorum uyandırmaya. Otobüs yol boyu dolmuş misali Orebic, Mali Ston gibi birçok yerden yolcu ala ala gidiyor.Yolculuk yaklaşık 3 saat sürüyor. Dubrovnik terminaline geldiğimizde eşimin "Burayı Ankara veya İstanbul terminalinden iyi biliyorum. Son bir senede kaçıncı gelişim!" sözleriyle kahkahayı basıyorum. Hava 33 derece. Nem fazla. Hemen infodan Kotor otobüsünü soruyorum. Saat 10.30 (113kuna kişi başı, bagaj adedi 1 euro malum Karadağ euro kullanıyor ya..) da varmış. Ohh vakit kaybetmeden geçebileceğiz Karadağ'a diye seviniyoruz.
Dubrovnikle Karadağ sınırı çok yakın aslında ama yollar gidiş dönüş karşılıklı olduğundan trafik var ise uzun sürebiliyor. Gümrüğe nihayet geliyoruz. Öfff önümüzde araç yok ama işler çok ağır yürüyor. Kapıdan sınır geçme işini sevmiyorum. Bir de - maalesef Türk pasaportlarımıza genelde gösterilen yoğun alaka!- her seferinde beni sinir ediyor. Huzursuzum. Otobüste önde bir Türk çift daha var. Türkçe konuşurlarken duydum uzaktan. Hırvat polis otobüse binip pasaportları topluyor. Sonra pasaportlar bize geri verilmeden otobüs ilerliyor ve duruyor Karadağ geçiş noktasında. 30 dakikalık bir bekleyiş sonrası bir kadın polis biniyor, Hırvat asıllı bir kadınla konuşup geri gidiyor. 20 dakika daha bekliyoruz, bu sefer muavin "Tuuurkişşş" diye seslenince aman diyorum, şimdi abuk subuk cevap ver sorulara.Eşim kalkıp muavine gidiyor o öndeki bayanı işaret ediyor, kızı indiriyorlar otobüsten, hepimiz merakla bekliyoruz. Neyse 5 dk.sonra geliyorlar ve yola devam.( İndiğimizde soruyorum pasaportunda biryeri mi okuyamamışlar öyle birşeyler, anlam veremedim.)
Sınır geçişi sonrası ilk 30 dakikada, eşimin yüzünden pek beklediğini alamadığını ama ön yargılı olmamaya çalıştığını izliyorum. Eşimin gözüne plansız yerleşimler, dağınıklıklar batıyor, ama birsüre sonra inanılmaz manzalar ve doğal güzellikler ikimizi de mest ediyor.
Otobüs giriş noktası Herceg Novi'den başlayarak tüm körfezi (kendi deyimleri ile Boka Kotorska ) dolana dolana Kotor'a varıyor. Bu geçişimiz esnasında yapay ve doğal adacıkların üzerindeki kiliseleri görüyoruz. 2009 Hırvatistan gezimide eşim kilise gezme limitini ! doldurduğundan, ayrıca buralara gitmeyeceğiz. Eşimin tepkilerini izlemek çok keyifli çünkü bir seyahat esnasında araştıran ben olduğumdan çoğu bilgiye, fotoğrafa aşina oluyorum o ise ilk görenin heyecanlarını yaşıyor.
Karadağ ve Hırvatistan tamamen iki farklı kültür, yapılar, insanlar . Bu kadar yakın olup bu kadar farklı olabileceğini ben de düşünmemiştim.
Karadağ'da özellikle de Kotor ve Budva'da Temmuz ve Ağustos'ta su sıkıntısı olabiliyor ve sular kesilebiliyormuş. Bizim gittiğimiz dönemde bu sıkıntılar yaşanmadı.
Kotor terminalinde de nemli ve çok çok sıcak bir hava var. Kalacak yer ayarlamadık (iyi ki böyle yapmışız, harika bir teyze ile tanışmak nasipmiş), ilk önce terminaldeki sobe(oda) diyenlere itibar etmeyip merkeze gidip birkaç yere fiyat soruyoruz. Kişi başı 25 euro diyorlar oda için, Budva'daki otelimizi kişi başı 23 euro(kahvaltı dahil) ayarladığımızı düşününce pahalı geliyor.
Tekrar otobüs istasyonuna dönüyoruz ve biran önce bitirmek istiyoruz. Sabah 05.30 dan beri ayaktayız ve birgün için yeteri kadar yolculuk yaptık. Bir kadın resimleri de göstererek 15 euro diyor. Bir bakalım diyoruz. Burası otobüs istasyonuna yürüyerek 1, old towna 3 dakika filan. Çok mütevazi bir köy evi denilebilir ama odalar temiz, odada banyomuz var, yorgunuz daha fazla araştırmıyoruz. Ev, itfaiyenin hemen arkasındaki sokakta.
Duşumuzu alıp yol yorgunluğunu atıyoruz. Ev sahibi Vukica teyze, İngilizce biliyor. (Karadağda Sırpça, Rusça daha hakim, İngilizce, Hırvatistandaki kadar yaygın değil.) Sohbeti çok tatlı kanımız kaynıyor, 1 saat sohbet ediyoruz. Bosna, Sırbistan, Karadağ, Hırvatistan, savaş ve Türkiye konuşuluyor. Çok bilgili görmüş geçirmiş, Almanca ve İtalyancasının oralarda eğitim gördüğü için çok daha iyi olduğunu söylüyor. Hırvatistan ile burası çok farklı deyince, tabiki biz Balkanız tıpkı sizler gibi diyor, Hırvatlar ise Avrupalı diyor. Sanırım bu doğru tanım hiç aklımdan çıkmayacak.
Bize yemek yenecek yer öneriyor ama galiba biz bulamıyoruz! Yorgunuz, limana yakın ilk bulduğumuz yere çöküyoruz. Aşırı nem ve sıcakta buz gibi yerel biramız Nik (Niksicko pivo- Niksic birası), balık çorbası, meşrubat, tavuk grill ve karidesli tavuk yiyoruz. Bugünkü ilk öğünümüz, sabah otobüse binmeden evvel beklerken atıştırdığımız tatlıları saymazsak. Toplam 25.50 euro veriyoruz, bira iyi, porsiyonlar büyük, balık çorbası taze çıkmıştı ve çok lezzetli idi, tavuk heryerde olduğu kadar lezzetli bir ekstrası yok.
Şimdi artık gezi zamanı. Rehber kitabımızdan da okuduğumuz kadarı ile 15.yyın ikinci yarısında ülkenin bir kısmı Türkler tarafından ele geçirilmiş.Türkler'den sonra Avusturya ve Venedik istilaları olmuş. Daha sonra uzun bir dönem Petrovic hanedanlığı, arada yine savaşlar, Slav birleşmeleri, Yugoslavya,Sırbistan Karadağ'dan Karadağın bağımsızlığına....
Kotor, Lovcen dağları eteğinde bulunan Unesco koruması altında olan çok eski bir yerleşim yeri. Kotor körfezi sebebi ile yolcu gemilerinin ve çok lüks yatların uğrak yeri. Körfezde su acayip durgun, göl gibi yeşil bir denizi var. Kotor old townu ise artık bu coğrafyada alıştığımız usül korunmuş çok eski bir yerleşim yeri.
Tarihi eserleri rehber kitabımızın da yardımı ile geziyoruz. Amaçsızca ara sokaklarda geziyor mutlu oluyoruz ama havadaki nem ve sıcaklık bizi daha fazla gezdirmeyecek anlaşılan, sıcak yerden kaynıyor.
(En son resimdeki önde duran grup bir Türk grubu. Ben fotoğraf çektirirken rehber işte şu kız gibi anıta elinizi sürerseniz uğur getiriyor, diyor! Bizimkiler de hemen sıralanıyor. Her yerde olan yok köpeğin burnuna elini sür, yok başka heykelin kafasına, ayağına sür uğur olsun tarzı turistik hikayelere pek itibar etmediğimizden, ilgilenmiyoruz. Yolumuza gidiyoruz.)
Old town dışında serin bir yer olarak Gradska Kafana'da oturup birşeyler içip (3.60 euro) Fildişi Sahilleri- Portekiz maçını seyrediyoruz. İlk izlenim olarak Kotoru yadırgamıştık, ama bu kararı bize biraz da aşırı sıcak verdiriyor galiba!.Ama peşin hükümlü olmamak lazım, hala mutlulukla hatırladığımız bir yer oluyor burası sonunda.
Eve dönelim diyoruz evde mini bir avlu var ve serin. Otururuz bahçede yazlıkçılar gibi biralar cips abur cubur takılırız mis gibi..Giderken marketten bira peynir vs alıyoruz. (12 euro) Türkiye'de şarap için özel olarak satılan ithal peynirlerin buradaki ucuz fiyatları bizi dehşete sokuyor.
Biraz Vukica Teyze ile sohbet ediyoruz. Karadağlı kimsenin kalmadığını, yoğun yabancı emlak alımları olduğunu duymuştum deyince onaylıyor. Ruslar,İngilizler ve İrlandalıların yoğun emlak aldığını söylüyor. Karadağlılar yazın genellikle burada oluyorlarmış kışın ise Belgrad'da.(Sırbistan)
Hava o kadar sıcak ki bahçemizde pek mutluyuz . Gittiğimiz yerlerde yerel insanları tanımak, dünyaya onların gözlerinden, onların yaşamlarından bakmanın keyfini paylaşıyoruz. Ben dışarı çıkalım desem de eşim dur teyze ile sohbet edelim diyor. Kan kaynaması bu olsa gerek!
Yarınki planımız Kotor Kalesine çıkmak (ki biraz korkutuyor beni, çok yüksekte, zorlu görünüyor) ve denize girmek. Saat 20.30 gibi yol ve sıcağın verdiği yorgunluktan biraz uzanalım diye odaya gidiyoruz giriş o giriş gözlerimizi sabah açıyoruz!
Kotor kalesi
16.06.2010 Kotor
Güzel ve uzuun bir uykunun ardından sabah old town önünde kurulan pazardan meyve, domates,marul filan alıyoruz, herşey hormonsuz, çok lezzetli ve çok taze.Yakındaki Punto isimli marketten feta (Yunan beyaz peyniri), ekmek filan alıp çayımızı demliyor, minik avlumuzdaki masamızda kahvaltımızı yapıyoruz. (Market 3.5, pazarda en fazla 6-7 euro tutmuştur) Bu arada dün bizi eve getiren kadın iki yabancı daha getiriyor, ben açık derme çatma mutfakta kahvaltı hazırlarken, herhalde o kadar benimsemişim ki evi, kadın "turist bu da" filan diye diğerlerine açıklama ihtiyacı hissediyor !
Allahım burası hiç öyle ahım şahım bir yer değil, ne otellerde kaldık ama niye bu evde bu kadar mutluyuz diye konuşuyoruz herhalde pozitif elektrik, dostluk, insan enerjisi bunu bu hale getiriyor. İşte seyahatlerin en sevdiğim kısmı. Bir gün önce hayatında olmayan insanlar, topraklar, kokular ve bakış açıları ömür boyu hatırlanan güzel anılara dönüşebiliyor.
Kahvaltı sonrası sohbetimize teyzemiz de katılıyor. Eşim ona biz sana teyze diyoruz, annemizin kardeşi demektir diye anlatınca çok hoşuna gidiyor. Türk kahvesi içer misiniz, ben hep içerim deyince nasıl yaptığını soruyorum. Nescafe gibi kaynayan suya atıyorlarmış, ben pişireyim deyince çok seviniyor. Öğretiyorum ona da, tadı daha hoşuna gidiyor.
Kotor kalesine çıkacağımızı söyleyince teyze bize naftalin veriyor, yılan için !!!
Ben nasıl ya filan derken açık alan sürüngenler olabilir siz bunu sürün bacaklarınıza ve cebinize koyun gelmez o zaman sürüngen birşey diyor. Yılan fobisinden kurtulalı şunun şurasında birkaç yıl olan ben iyice korkuyorum ama çıkacaz bir kere. Kaleye millet her şekilde çıkıyor yada çıkmaya çalışıyor. Kimsenin böyle bir aldığını zannetmiyorum hatta çoğu zaman gereği olmayacağından eminim ama yerel insanları dinlemekte ve İngilizce deyimiyle Country Wisdom'dan (Bizdeki eskiler ne demiş mantığı) yararlanmakta fayda var, ne olur ne olmaz.
St.John Kalesi veya Kotor Kalesine giriş 2 eur kişi başı. Broşürde 1350 civarı merdiven (!!!) olduğu yazıyor, girişte fizikler olarak fit değilseniz kendi riskinizde çıkarsınız, kalp filan varsa çıkmayın, ayrıca sürüngenler olabilir filan gibi uyarı tabelası asmışlar. Allahım inşallah çıkabilirim. Ya Allah deyip tırmanmaya başlıyoruz.
Öncelikle şunu söyleyeyim burası el değmemiş bir yer. Taş patikalar kayabiliyor, normal düzenli merdivenler gibi değil, rampalar var ama biraz aktif bir kişi iseniz çıkılamayacak gibi değil. Sakın bazılarının yaptığı gibi plaj dönüşü flip flop terliklerle, sandaletlerle çıkmaya kalmayın ciddi kayabilirsiniz ki bu akıbetlere uğrayanları iniş ve çıkışta bolca gördüm..Sağlam bir spor ayakkabı giyin ve yanınıza mutlaka su ve tırmanış tahmininizden uzun sürebileceğinden (dinlenme ve fotoğraf molaları sebebi ile) enerjisiz kalırım derseniz bir parça bisküvi filan alın. Yukarıda su satıcısı birileri vardı ama 5 euroya minik su satıyordu!! Bizim gibi çok sıcak bir havada çıkarsanız kavrulacağınızı şimdiden bilin, amele yanıklarımız hala geçmedi!! Fakat yağmurda da denemeyin bence, zemin oldukça kaygan olacaktır. Bunları göz korkutmak için değil, tedbirli olmanız için söylüyorum.
Eşim gayet rahatlıkla çıkıyor haftada 3-4 gün yaptığı sporlar sağolsun!! Ben ise çevredeki çoğu insan gibi ayy şurada biraz soluklanalım, dur biraz su içeyim modundayım. Yaşlı İngiliz amcaları takdir ediyorum hatta çıkan bir çift, inen yaşlı bir çifte "We are geriatrics, we can do what anybody does"( biz geriatrikiz-65 yaş üstüne tıbben verilen ad- herkesin yaptığını bizde yapabiliriz) deyince hem takdir ediyorum hem de basıyorum kahkahayı..
Tam kaleye giriş kısmındaki sac gibi köprü de hiç sağlam gözükmemişti, hatta birisi burada resmini de koymuş. Bu kiliseyi gördünüz mü yolu yarıladınız demektir!
Bu noktalar dışında ise sizi muhteşem ama muhteşem Kotor manzarası ödül olarak bekliyor. Çıkış ve iniş yaklaşık 3 saatimizi alıyor. Valla şahsım adına ben bu etkinliği muzaffer bir komutanın eşi ! edasıyla tamamlıyorum.
İnince enerji ihtiyacı tavan yapmış şekilde açız. Evin avlusu şu an en serin yerdir diye düşünerek, pazardan salata için birkaç malzeme, Panto marketimizden içeceklerimizi alıp marketin tam karşısındaki teyzenin önerdiği kasaptan ızgara tavuk alıyoruz.( 6 euro tam grill tavuk,8 euro panto market,2 euro pazar) Teyze ilk geldiğimiz andan beri turistik yerlerde pek yemeyin tazeliği belli olmaz tarzı uyarılar yapıyor.
Öğlen yemeğimizi serin bahçede yiyoruz. Sonrasında Honduras maçına biraz bakıp denize girmeye gidiyoruz. Teyze bize bir yer tarif ediyor. Plaj falan değil, biz yereller yıllardır hep orada gireriz, eski, yıkık bir otel var Hotel Fijord onun önünden girebilirsiniz diyor. Havluları alıp gidiyoruz. Bu otel de bir Amerikalı tarafından alınmış teyzenin söylediği, ama birşey yapılmıyormuş, kırık dökük duruyor, eskiden çok iyi otelmiş, alan herhalde yıktırıp yenisini yaptırır. Sahiden de burada yerel halk ve çocuklardan başka kimse yok. Deniz tertemiz.. Atlarken ağzıma su kaçıyor "aaaa tuzu nerde bu denizin" diyorum, eşim rakıya koy iç diyor o kadar yani ! Göl suyu gibi, çeşme suyu gibi ama buz gibi kelimesinin hakkını sonuna kadar veriyor.
Çıkarken ayağımı kayaya sürtmüşüm, hafif hafif kanıyor.
Burada vakit geçirip eve geliyoruz. Deniz sonrası rutin duş vs. tamamlanınca biraz bahçede oturup birşeyler içiyoruz. Daha sonra çıkıp havanın da serinlemesi ile dolaşmaya başlıyoruz.
Gezerken bir alışveriş merkezi görüyoruz Kamelija, eksik kalmıyoruz gezmekten ve ufak tefek birşeyler alıyoruz.(http://www.kamelija.me/)
Old towna gidip Galerija Scorpio'da Uruguay-Güney Afrika maçı eşliğinde yemek yiyoruz. (2 vejeteryan pizza, 3 büyük 1 küçük bira 18 euro) Uruguay 1-0 önde, Lugano yine muhteşem mimikleri ile kameraların önünde!
Maça bakarken sivrisinek istilasına uğramışız farkında değiliz acayip bacaklarımız kaşınıyor. Ayağım da yaralanmıştı üstüne bastıkca acıyor hemde çok ...
Geceyi bitirip eve dönüyoruz.Yarın Rus turistlerin ve Sırpların akın ettiği, Karadağın turistik başkenti diyebileceğim Budva'ya gidiyoruz.
17.06.2010 Kotor- Budva
Ayaklarım gece boyu sızladı. Kalkınca görüyorum ki sadece tek ayağım çizilmemiş, diğer ayağım da kesilmiş ciddi ciddi, nasıl farkedemedim ki dün, şimdi ikisi birden çok acıyo. Neyse kahvaltımızı feta, meyveli yoğurt, kıvırcık, domates,çay, armut suyu ile yapıp eşyaları topluyoruz. Bu arada Vukica teyzede telaş var. Kızı ve torunları geliyor Belgraddan. Mikrop kapmaktan korktuğumdan eşim eczaneye gidip antiseptik yara spreyi alıyor teyzenin önerdiği markadan. Bu arada kızı ve torunları geliyor teyzede nasıl sevinç annem gibi sanki.. Aynı bizler gibi sıcakkanlı bir sevinç var hepsinde..Kahve içiyoruz, (kahveleri ben pişiriyorum) sohbet ediyoruz, karşılıklı telefonlar alınıp veriliyor ayrılırken üzülüyoruz, teyzeyi ve kızını İstanbula davet ediyoruz, inşallah gelirler birgün..
Otobüs istasyonuna gidip( 1 dk), bilet alıyoruz. (2 kişi 6 euro, valizler 2 euro). 30 dakika kadar sonra Budvadayız. Otelimizin krokiye göre yakında olmasından taksiye binmiyoruz ama yönünü yanlış baktığımızdan biraz aradıktan sonra buluyoruz. Ayaklarım felaket ağrıyor, basamıyorum, zavallı eşim iki valizi de çekmek zorunda kalıyor bu sıcakta..Üzgünüm..
Hotel Kangaroo, Slovenska Plaza denilen plaja oldukça yakın.Giriş 14.00 ama odamız hazır olduğundan bekletmiyorlar bizi erken gelmemize rağmen.(http://www.kangaroo.co.me/)
Duş alıp rahatlıyoruz, yapış yapış bir nem var. Ayağımın da durumunu göz önüne alarak bugün yürüyüşü minimum tutacağız, plaja gidiyoruz. Önce birer büyük bira ve duble patates( 8 euro), ardından plaj.
Slovenska Plaza'da iğne atsan yere düşmez. Kendimize yer bulup (1 şemsiye, 2 şezlong 6euro) güneşlenmeye başlıyoruz. Denizin dibi girişte taş, zorlanarak da olsa girecem işte!
Aaaa, hayret deniz çok sıcak. Şaka mı bu? Nerede burası nerede Kotor? (Eşimin deyimiyle Kotor buzlu rakı suyu, burası Antalya)
Kalabalık ve zevkli bir plaj. Plajda kikiriki (kabuklu fıstık) ve krofne (bir çeşit doughnut), mısır satan adamlar, çakma gözlük satan bi teyze var. En çok krofnecinin sesi çıkıyor krofffffne mini mini krofffne diye bağırıyor 5 dakikada bir her geçişte.
Deniz faslı ve ardı sıra rutin temizlik sonrası Fransa Meksika maçını izliyoruz Nik eşliğinde.. Ayağıma basmayayım derken bacağıma yüklenip bacağımı da incitmişim. Öff yaa bugün old towna gidecektik yürüyerek ama mümkün değil. Otelimizde yemek yiyelim diyoruz. (Bu arada dikkatimi çeken şey, otele sürekli dışarıdan yemek yemeğe insanlar geliyor. Yemekleri yiyince neden olduğunu anlıyoruz, çok lezzetli, porsiyonlar büyük, etler kıvamında ve fiyatlar porsiyonlara göre çok ucuz. Otelde, otel müşterilerine istenirse alacart menü de var 4 euro civarında idi.)
2 porsiyon dana eti ızgara (Türkiye porsiyonları ile rahat 3-4 porsiyon eder ), salata, 2 meyve suyu, 2 kişilik pancake tatlı, 2 türk kahvesi (çok yaygın buralarda) 22 euro. Eşim cennetteyim herhalde ben yaşasın Montenegro diyor hem etlerin lezzetine hem porsiyonlara hem de fiyata inanamıyor! (Bunların İstanbul muadili aynı tarz orta ölçekli bir yerde minimum iki-üç katı tutar.)
Yemek ve sohbet sonrası odamıza çıkıp biraz da balkonda vakit geçiriyoruz.
18.06.2010 Budva-Sveti Stefan-Petrovac-Bar
Sabah kahvaltı sonrası birer Türk kahvesi (0.50 eur tanesi ) eşliğinde oteldeki K2 lounge'daki wireless internetten işlerimizi hallediyoruz. Ayağım hala çok kötü, üstüne basamıyorum maalesef. Eşim araba kiralayalım nasılsa yakınları bir şekilde gezeceğiz diyor. Otel resepsiyonuna belirtiyoruz, hiç daha ucuz vs.araştıracak halimiz yok, 40 Euroya anahtarı yarım saat sonra elimize getiriyorlar minik Chevrolet Sparkımızı.(Castella Rent a Car, e-mail: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , telefon:069 587 363 ve 086 466 018) Karadağda dikkat edilmesi gereken bir nokta şu, kredi kartı ile çoğu ödemelerde %3'e yakın bir provizyon var çoğu yerde. Bu sebeple bunu bilip sormanızda fayda var. Aslında bu kesinlikle olmaması gereken birşey, bir ara kredi kartı şirketlerine şikayet edelim diye düşünüyoruz ama uğraşamayacağız nakitimiz var veriyoruz.
Uzunca bir süre evdeki takvimimde resmine aşkla baktığım Sveti Stefan ilk durağımız. Becici ve Miloceri geçtikten sonra varıyoruz Sveti Stefan'a. Eskiden beri ünlü simaların tercihi olan bir tatil yeri , şimdilerde ise Singapurlu bir oteller zincirinin yarımadayı alıp süper lüks bir konaklama alanına çevirmesine borçlu ününü. Tadilatlar devam ediyor. Plaj, deniz ve çevresindeki konaklama yerleri hoş.
Sonraki durağımız Petrovac. Burası da popüler bir yer. Petrovacka ve Lucica adında iki plajı var, sahil kırmızımsı kum çakıl karışımı ile meşhur. Burası Budva kadar kalabalık değil ama yine de hatırı sayılır bir kalabalık var plajda. Biz Petrovacı çok beğeniyoruz, havası bizi hemen içine çekiyor.
Petrovacın hemen önünde üstünde minik bir kilise de bulunan Katic adası var.Hava şu an 35 derece filan herhalde, nem çok fazla. Öğlen olduğundan önce yemeğimizi yiyelim hemde maç seyredelim diyoruz. Konoba Mb Bonaca (Obala 17, Petrovac)'yı gözümüze kestiriyoruz ufak bir turdan sonra.
Buzara soslu midye,kalamar, buzzz gibi 1 şişe yerel beyaz şarap ( bu sıcakta içilmesine rağmen , baş döndürmeyen, gazoz gibi işimi yumuşak ve harika idi), 1 deniz ürünlü spagetti istiyoruz.
Bu arada Almanya- Sırbistan maçı var. Herkeste Sırp bayrakları, formaları. Sırbistan gol atıyor, millet coşuyor. Tepkiler, mimikler,dobreeee, hayde haydeee, hayde vreee ve bravvooo naraları arasında çok keyifli bir maç seyrediyoruz. Çok sigara içiyorlar gözlemlediğim. Almanya 10 kişi kalıyor keyif ve mimiklere bu sefer hareketler de eşlik ediyor !
Geçirdiğimiz keyifli vakitten sonra denize girmek yerine yola çıkıp Bar şehrine gidiyoruz. Aslında uzun kumsalları ve doğal güzellikleri ile Arnavutluk sınırına yakın Ulcinj'e de gitmeyi planlamıştık ama sonradan hava sıcaklığının etkisi ile canımız çekmiyor.
Bar, liman kenti. Özellikle İtalya ile yapılan karşılıklı seferler sebebi ile önemli bir liman. Biz ise - herhalde daha tam sezon değil ve hava korkunç sıcak- Bar limanını ıssız buluyoruz. Bar ile ilgili ilginç bir bilgi rehber kitabımızdan, Türklerin bu şehirdeki hakimiyeti 1571 den 1878'e (Berlin Kongresi) kadar tam 307 yıl sürmüş, bu dönemde nüfusun büyük bölümü İslam dinini benimsemiş. Biraz etrafı dolaşıyoruz vakit geçiriyoruz, sonrasında ise akşam olduğundan dönüşe geçiyoruz.
Marketten içecek alıp (6.5 eur) odamıza çıkıyoruz. Odada biraz kestirip, toparlandıktan sonra benim Bıdık adını verdiğim minik arabımıza atlayıp old towna gidiyoruz. Aslında sahilden yürüyerek gitmek çok mantıklı çünkü yürüyüş yolu var ve arabaya gerek yok, biz mücbir sebepten (ayağım!) bu yolu tercih ediyoruz. Hala tok olduğumuzdan biraz gezinip Cafe Mozart'ta dondurma ve içecek alıp sohbet ediyoruz.(5 eur) Kaleyi ışıklandırmışlar, tüm kafelerin önünde dev ekranlarda maçlar var. İngiltere- Cezayir maçına bakıyor herkes.
Stari Grad çevresindeki tüm kafeler kalabalık. Turlarken Budva gece hayatının meşhur klüplerinin önünden geçiyoruz. Buradaki eğlence tam Rus usulu bence. Rusca şarkılar çalıyor, kapıda ise hoş ve dikkat çekici kızlar müşterileri içeri davet ediyor, tabi içeride platformların üstünde daha az giyinikleri de dans ediyor. Bu mekanlar ise Stari Grad'daki kafelerin aksine bugün çok tenha.
Yolda orada burada turlarla gelmiş bir sürü vatandaşımıza rastlıyoruz hem Budva'da hem de Kotor'da Türkçe'yi bol bol duyuyoruz.
19.06.2010 Budva- Skadarsko Jezero-Podgorica-Rijeka Crnojevica-Cetinje
Ayağım yine iyi değil öff Allahım!!
Eşim bugünde arabayı tutalım diyor. Hemen Skadar gölüne gidelim diyoruz, sonrasında da yol bizi nereye götürürse artık. 33.5 euroya full depo benzin alıyoruz ve ülkemizde kullandığımız benzinin pahalılığı konulu sempozyumu! aramızda yapıyoruz. Karadağ, doğaya doyulacak ülke. Her yerinde farklı bir güzellik karşılıyor bizi yolumuz boyunca.
Skadar gölü, Balkanlardaki en büyük göl ve Karadağdaki dört milli parktan birisi ( Diğer milli parklar Lovcen, Biogradskagora ve Durmitor) Burası gerçekten bir doğa harikası, yemyeşil dağların arasında ucsuz bucaksız sular harika..Burayı günlerce gezmek gerekir toplamda çok büyük bir alana yayılıyor, biz vaktimiz elverdiğince kabaca dolanıp, haritadan başkent Podgoricaya çok yaklaştığımızı görünce, ver elini Podgorica diyoruz.
Podgorica, 2.dünya savaşından sonra 47 yıl boyunca Titograd olarak anılmış, Yugoslav devlet adamı Josip Broz Tito sebebi ile. Türkler ise 1474 te fethetmiş bu bölgeyi.
Biz şehri şöyle bir araba ile turlayıp, Mall of Montenegroyu biraz geziyoruz. Hava bu arada kapıyor.
Biraz daha orada burada dolaşıp Delta City diye bir alışveriş merkezi görüyoruz, biraz da burayı geziyoruz. Tam çıkarken şiddetli bir yağmur başlıyor. Haritadan bakıp hadi Cetinje'ye gidelim diyoruz. Birkaç kişiye yön soruyoruz ama hepsi ayrı bir yer tarif ediyor, tabela ise bizi sürekli aynı yere atıyor sinir basıyor. Birkaç sefer aynı yeri dolanıyoruz. Tam bu esnada bir polis bizi durdurup evrak soruyor. O bizi anlamaz biz onu anlamaz şekilde anlaşıyoruz, abi Türk olduğumuzu görünce İsmaiiil diyor (artık kimdi İsmail bilmiyoruz, bir Tırcı filan mı?) bizde gülüyoruz, geç diyor.Yağmur hala devam ediyor.
Yönümüzü nihayet bulunca Cetinje-Niksic yönünde Rijeka Crnojevica tabelasını görüyorum. Burası muhteşem güzellikte bir yer, araştırmalarım esnasında hakkında çok şey okumuş ve resimlerini görmüştüm hemen eşime sap buradan diyorum heyecanla!
Şansımıza yağmur duruyor, gök gürültüleri ise ara ara ben buradayım diyor. Yol boyu Skadar gölünün muhteşem manzaraları bize eşlik ediyor. Bu yol iki aracın zorlukla geçeceği bir dağ yolu ama dikkatli ve yavaş gittikten sonra sorunsuz.
Rijeka Crnojevica, adını 1479 daki Türk akınından kaçarak buraya yerleşen hükümdar Zeta Ivan Crnojevic'ten alıyor.
Yol boyu Stari Most diye bir restoranın reklamı var tabelalarda ama biz varınca fazla turistik ve müşterisiz buluyoruz.
Poslednja Luka diye bir yeri beğeniyoruz hemen girişte ve yol boyu önlü arkalı geldiğimiz Podgorica plakalı beyaz şık Mercedesli abinin de buraya parkettiğini görünce eşim vardır bir hikmeti diyor,iniyoruz. Burası birkaç masalı çok şirin ve gölü tepeden gören bir yer. Hep yerel insanlar var, turist yok, seviniyoruz çünkü biraz ileride köprünün hemen altındaki kalabalık ve bağırtılı turist grupları ile değil, yerel insanların yediği ortamda olup, onların yediği güzel yemekleri yemek istiyoruz.
Burada tek sorun, kimse tek kelime İngilizce bilmiyor. Sorun değil bir şekilde anlaşıyoruz ve buraya özel smoked carp(füme sazan), yerel şarap, salata, balık çorba, yerel peynirlerden istiyoruz. Yemekler çok çok lezzetli, şarap güzel, balık ise muhteşem. 32 euroya krallar gibi yiyip içiyoruz. (sazan hiç yemeyiz ama burada ne yapmışlarsa bu lezzeti hiç unutmamak üzere hafızamıza kazıyoruz.)
El kol hareketleri ile geri dönmeden Budvaya inebilir miyiz diye soruyoruz abilere, evet diyorlar. Kapı önünde bir adam Podgoricaya ise beni de atın gibi birşeyler söylüyor ama Budva diyoruz ona da.
Köyü geride bırakıp kendimizi yolun akışına bırakıyoruz, tabela olmadığından nereye çıkarsak artık! Ya Cetinje yönü ya Budva olacak. Budva, anayoldan direkt gidilirse Cetinjeye yakın. Cetinje yönüne çıkıyoruz, doğru gelmişiz, panaromik şehir turumuzu! bıdık arabamızla yapıyoruz. Kuru ve serin bir hava var Cetinje'de çok hoş. Bunun sebebi şehir rakımının 680 ve Lovcen dağları eteklerinde olması.
Cetinje, Karadağın eski başkenti olduğundan müzeler ve kültürel olarak çok zengin. Bazen Parlemonto toplantıları burada yapılıyormuş ve Cumhurbaşkanlığı Konutu da Cetinje'de.
Buraya Budvadan yeni yoldan, eski Kotor-Njegusi-Cetinje yolundan ve Podgorica yolundan direkt gelinebilir.
Cetinje, rehber kitaplarda Karadağlıların özgürlük vahası olarak geçiyor (Türkler 3 kez saldırmalarına rağmen, hiç alamamışlar, valla ben kitabın yalancısıyım!)
Gezimizi tamamlayıp yeni yoldan Budvaya dönüyoruz yine muhteşem manzaralarla. Ayağımın durumuna teşekkür etmeliyim belki de bu şekilde olmasa idi plajda tembellik kararı almamız çok olası idi, bu güzelliklerden mahrum kalacaktık.
Budva'ya varınca Old townda durup Mega Markete(4.5 eur) uğruyoruz, yanındaki minik pazardan da incir (1 kg 3 eur) alıyoruz. Budva'da hava kapalı imiş, plaj işi de yatacakmış meğerse.Saat 18.00 olmuş, eşim çok yoruldu araba kullanmaktan uyuyor biraz. Kalkınca biraz Kamerun-Danimarka maçına bakıyor, ben ise loungeda internete.
Saat 10 gibi çıkıyoruz, ayağımın altını bandajlıyorum, sarıp yürüyeceğim artık, gündüz çok yürümediğimden daha iyi sanki. Old towna yürürken klüpleri kalabalık, ortamı canlı buluyoruz.
Çok aç olmadığımızdan bir pizzacıya oturup bir pizzayı iki bira ile paylaşıyoruz.(12 eur)
Dönüşte işportacı çocuktan Balkan müzikleri alıyoruz. Çok güzel çıkıyor müzikler.
Yağmur başlıyor. Üstü kapalı bir yere gidelim diyoruz. Slovenska Plazadaki mekanlardan birinde canlı yerel müzik var. Çok güzel Balkan ezgileri eşliğinde keyifleniyoruz. Yerel rakı diyebileceğimiz Lozavaca içiyoruz, eşim seviyor, benim için çok sert ama yine de güzel. Sonrasında da bira içiyoruz cila niyetine. Yağmur yağmaya, millet kaçmaya devam ediyor, biz rahatız.(6 euro veriyoruz)
Müzik bitene kadar oturuyoruz. Geç oldu artık yatma vakti.
20.06.2010 Budva
Hava çok kapalı. Sabah kahvaltı yapıp arabayı vereceğimiz saate kadar gezmek için çıkıyoruz. Tivata gidiyoruz. Tivat, düzenli bir yer beğeniyoruz. Liman ve çevresini biraz geziyoruz. Tivatta ayrıca havaalanı da olduğundan tercih edilen bir mekan. Fotoğraf makinemizi almadığımıza kızıyoruz. Dönerken yol üstündeki bir marketten (Maxi Market ) erik rakısı alıyoruz.9.65 eur.
Otobüs istasyonuna uğrayıp yarın için Dubrovnik biletimizi (13.50 eur kişi başı) alıyoruz.
Güneş nihayet açıyor. Öğlen yemeğimizi otelimizde yiyerek sonrası plaj planlıyoruz. Dana madalyon, kuzu pirzola, salata, ev yapımı limonata 18.40 euro. Dana madalyon kocaman 4 parça, pirzola 2 parça. Bu ikisi ile bir aile doyar bence. K2 loungeda wireless var, hemen oradan Dubrovnik için araştırma yapıp otel rezervasyonu yapıyoruz. Plaja gitme vakti geldi. 6 euroya şemsiye ve 2 şezlong alıyoruz. Plajda hem dinleniyor hem güzel müzikler dinliyor ve denize giriyoruz. Susayınca 500 ml.lik nik bira ve 500. ml lik kolayı 1 euroya alınca şaka herhalde diyoruz. Denize ve dinlenmeye doyuyoruz bu arada hava tekrar kapıyor, kalkma vakti geldi. Biz odaya varıyoruz, yağmur başlıyor.
Yağmurun pek duracağı yok, sanki gök delindi. Old town planını değiştirerek otelimizde yiyoruz. 2 kişilik balık tabağı (bence 4 kişi doyar bunlarla), ekstra midye ( bu midye kesinlikle buzara soslu olandan daha güzel, kendi halinde yapılmış, eşim bayılıyor bu haline), 1 şişe krstac şarap sonrasında birer prvijenac (üzüm brandysi), eşimin tatlı krizi için çikolatalı bir pastaya 40 euro civarı birşey ödüyoruz. Beeedaaavaaaa....
Yağmur devam ediyor. Hemen uyumak istemiyoruz, birer prvijenacı da loungeda içiyoruz, sohbet ediyoruz.(1.80 euro)
21.06.2010 Budva-Dubrovnik
Gece boyu gürültü, gecenin üçünde korna ile selamlaşan tanker-tır, müzik sesi, sokaktaki sarhoş bağırtıları, rüzgar uğultusu, yağmur sesi sonrası birkaç saat uyku ile kalkıyoruz.Saat 06.00 kalkıp toplanıp resepsiyondan lunch packlerimizi alıyoruz. ( Burada ve Hırvatistan'da bu adet var. Eğer kahvaltı dahil konaklıyor ve kahvaltı saatinden çok erken otelden ayrılacaksanız, birgün önceden haber verip kahvaltınızı paket yaptırabilirsiniz) Yağmurdan dışarıda göz gözü görmüyor.Bizle birlikte 2 kız var otelden çıkış yapan biri Avusturyalı biri İsviçreli, bizde otobüse gidiyoruz, taksiyi paylaşalım diyorlar. Taksi çağırıp terminale gidiyoruz.(Taksi 2 eur toplamda, bölüşünce birer veriyoruz)
Hava resmen kış oldu. Terminalde sohbet ediyoruz hep beraber. İnşallah Dubrovnikte hava iyidir diyoruz. Komik suratlı bir bebek durmadan ağlıyor. Otobüs gecikmeli de olsa geliyor. Yerleşip yola koyuluyoruz.
Körfezi dolanarak gitme işi bu havada tamamen sıkıntı. Otobüs heryerde durup yolcu indirip yolcu alıyor. Araba kiralayanlar gezme tozma işi bitince Kamenari-Lepetani araba feribotu ile körfezi dolanmadan 10 dakikada geçebilir.
Nihayet sınıra geliyoruz. Ama bu sefer piyango bize vuruyor! Karadağdan çıkarken Duran emmi kılıklı muavinimiz eşimin ismini sesleniyor! Eşim gayet rahat (ben stres içinde) aşağı iniyor, polisle birşeyler konuşuyor, otobüse geri dönüyo bana panik yapma birşey yok ama nerede kaldığımızın belgesini sordu diyor. Yanımda rezervasyon kağıdı var, veriyorum tekrar iniyor. Allah Allah, çıkışta nerede kaldın diye niye sorulur ki, diğer kızlar da merak ediyor, anlatıyorum.( Bizim pasaportlara çok sık olan sorgulama işleri ile karşılaşmamış Avrupalı arkadaşlarımıza bu sorular garip geliyor.) Bu arada yandaki İngiliz karı koca da aa Türk müsünüz ne güzel, İstanbul Kültür Başkenti oldu, nasıl gidiyor filan deyince biraz bunun sohbeti beni oyalıyor eşim gelene kadar.
Neyse eşim geliyor, sorular şunlar; bunca gün Karadağda ne yaptın? Nerede kaldın? Otelde o kadar gün ne yaptın? Eşim, aşağıda polis ana dilinde konuşunca kızmış polise , "Speak English.I don't understand "diye posta koymuş! (Türk heryerde Türk işte ) Bunun üzerine çat pat İngilizce bilen bir başka kadın polis gelmiş de anlaşabilmişler. Neyse, sonunda geliyor da otobüs kalkıyor.
Şimdi sırada Hırvat polis var. Herkesin tıkır tıkır toplanan pasaportundan sonra bizim pasaportlarımızın sayfalarına daha dikkatlice bakılıyor ve nereye gidiyosunuz bazlı bir dakikalık konuşma sonrası kazasız atlatılıyor.( Artık arkadaki kızlar bizim sakıncalı olduğumuzu düşünüyor bence. Bende eskiden vize vardı şimdi yok vs.ile olayı toplama çabasındayım! )
Otobüs sonunda Dubrovnike varıyor. Biz bir taksiye binip (65 kuna) Lapad bölgesinde olan Sumratine gidiyoruz. (http://www.booking.com/hotel/hr/sumratin.en.html ) Burası 2 yıldızlı bir otel, çok bir şey beklemiyoruz amacımız gezmek temiz banyo ve temiz yatak. Bir gün rezervasyon yaptırmıştık buraya, otelin yerini ve odayı beğenince üç güne çıkarıyoruz.Son 3 günümüzü Dubrovnikte geçireceğiz. Hava burada da serin, şu an yağmur yok.
Lapad bölgesi, otellerin bulunduğu, plajların yoğun olduğu turistik bir bölge. Hemen yanımızda tenis okulunun kortları var. Güzel, temiz, düzenli. Birçok kafe bar alışveriş yeri var. Para bozdurup (komisyon almıyorlar Doc Kerum alışveriş merkezindeki döviz bürosu da yanındaki Splitska Banka da. Banka kuru daha iyi oradan bozduruyoruz) Academia Od Cafe Pizzeria'da yemek yiyoruz. (2 tane 4 peynirli lazanya ve soda, 112 kuna)
Kore- Portekiz maçı var. Eşim dünya kupasına bu tatilde doydu herhalde! Günlerimizi kabataslak planlıyoruz. Hava iyi olursa deniz eksenli, değilse de şehir eksenli. Oraya buraya yolculuk havamız yok, Dubrovnikte takılacağız. Odaya geri gelip eşyalarımızı yerleştirirken yağmur başlıyor. Birkaç saat uzanıyoruz, sonrasında çıkıp Babin Kuk bölgesini yürüyerek geziyoruz, şemsiyemizi de alarak.
Sonrasında ise hala acıkmadığımızı farkederek old towna gidelim diyoruz. Old towna otobüs var(6 numara) ama biz yürümek istiyoruz, ayağım artık iyi. Yürümeyi özlemişiz, bacaklarımın açıldığını hissediyorum yürüdükçe. Dolana dolana old towna varıyoruz, şunu söyleyeyim çok ciddi bir mesafe var, bence 10 km. filandır. Kondisyonunuz iyi değilse veya sıkılacaksanız tavsiye etmem.
Geçen sene tüm tarihi,turistik yerleri gezdiğimizden rahatız. Old towna gelince hafif birşeyler yemek istiyoruz. Salata ve içecek iyi geliyor bize.(136 kuna.) Hava serin ama old town kalabalık, yağmur yok. Bizde amaçsızca bir o sokağa bir bu sokağa girip çıkıyoruz, kafa dağıtıyoruz. Birer tatlı alıp (23 kuna) gezmeye devam ediyoruz.
Artık iyice yorulunca Tisak 'tan bilet alıp 6 nolu otobüse binip dönüyoruz fakat lafa dalıp durağımızı kaçırırak biraz daha yürüyoruz! Anlaşılan bugün bize yürü gelmiş!
Otelimize vardığımızda yerlerin old towna göre ıslak olduğunu görüyoruz, buraya biraz yağmur yağmış herhalde.İyi yorulduk, biraz tv sonrası uyuyoruz. Otel iyi, yatakları rahat ama maalesef ses yalıtımı pek yok, yan odadaki suyu açtığı anda ses bizim odada...
22.06.2010 Dubrovnik
Sabah 09.00 da kalkıp kahvaltı ediyoruz. Hava hiç denize girmelik bir hava değil. Önlem olarak koyduğum uzun kollu kalın kıyafetlerimiz işe yarıyor! Kapalı, serin ve tatsız bir hava var.
Elafiti adalarına gidelim desek bu havada hiç tadı olmayacağından old town civarına gitmeye karar veriyoruz. Old town kalabalık. Turist grupları her yerde. Hatta bizim turlardan da görüyorum. Ellerinde tabela ile geziyorlar.
Gezip, hediyelik eşya alıyoruz. Gundilic pazarına uğruyoruz. Burası sabahları kurulan bir sebze meyve ve yöresel tatlar pazarı.
Öğle vakti yemeklerini merak ettiğim liman tarafındaki Lokanda Peskarija'da yiyoruz. Kalamar grill, siyah risotto,ahtapot salata, balık patesi ve biralar eşliğinde mutluyuz. Burası ile ilgili fiyatı not almamışım ama şunu söyleyebilirim old townda olması sebebi ile aşırı kalabalık, yemekler gayet güzel, salata porsiyonu çok küçük. Genel anlamda bizi memnun ediyor.
Ahtapot salata Black risotto
Kalamar grill
Gezme tozma işleri bitince otobüse binip bu sefer durağımızı kaçırmadan! iniyoruz. Biraz dinlenme ve tv vakti.
Akşama çorba içmek istiyoruz. Bir yer bulup oturunca bolonez spagettiyi görüyoruz ama etler hep karışık buralarda domuz eti ile (Korculada Lenni buralarda cevapcicide filan da karışık et kullanılır yemeyin demişti, hatta ben ona liste yaptırmıştım neleri yemeyelime dair.) o sebeple hiç kıyma türü şey yemediğimizden soruyorum. Kız etin %100 dana olduğunu, kendilerinin de Boşnak Müslüman olduklarını söyleyince ikna oluyoruz. 2 çorba, salata, 2 spagetti, 1 lt. jamnica soda, 1çaya 190 kuna veriyoruz. Bu arada Arjantine futbol oynatmıyor Yunanistan başta, ama sonuçta yeniliyor.
Hediyelikçilerden ufak tefek birşeyler alıyoruz. Gece oldu artık uyku vakti. Yarını bu bölgede geçireceğiz.
23.06.2010 Dubrovnik
Hava yine kötü. Herkes üstünde montlar, yağmurluklarla kaç gündür. Bazı soğuk ülkelerden gelen insanların yüzünden o ifadeyi okuyabiliyorum, eee hani denize gelmiştik der gibi. Memleketime şükrediyorum hiçbir yerde deniz açlığı hissettirmiyor.
Kahvaltı sonrası valiz toplama, internet (otelde 30 dk.15 kuna), hesap öde, lunch pack iste, yarın sabah için havaalanına taksi ayarlama işlerini hallediyoruz. Para bozdurduğumuz Splitska Bank'ın duvarları neşeli bir sanat galerisi gibi.
Doc Kerum alışveriş merkezinde alışveriş yapıyoruz biraz. Yakındaki Pekara Rustica'da tatlı birşeyler alıp yandaki kafede (kafe bar Doc) kahve eşliğinde yiyoruz.(toplam 38 kuna) Yakın çevreyi geziyoruz biraz daha.Yorulunca Backpacker dostu Konzum'dan tek aşkımız Ojuzsko ve fıstık. Odada maç, bira, fıstık üçlüsü, uyku. Tatil budur, dinlendik, şarj olduk. Biz uyuduk uyandık otelin yanındaki tenis okulunda hoca hala minik çocukları (5-7) çalıştırıyor. Galiba şampiyonlar böyle çıkıyor. Biz olsak bu rüzgarlı havada çocukları asla göndermeyiz, hele de saatler süren antremana. (3 saat çalıştılar )
Akşam vakti otel bahçesinde güzel canlı müzik eşliğinde yemek. Çok kaliteli bir müzik var, maç tvde açık, sesi kısık.Dana eskalop,salata,içecek. Gezimiz hakkında yorumlarımızı, enlerimizi, sevdiklerimizi paylaşıyoruz.
24.06.2010 Dubrovnik-Zagreb-İstanbul
Hırvatistan Havayollarından İstanbulda iken aldığımız 2 kişi 99 euroluk biletlerimizle Dubrovnik'ten Zagrebe uçacağız. (http://www.croatiaairlines.com/Default.aspx?alias=www.croatiaairlines.com/en) Sabah 04.00 kalkıyoruz. 04.45'te bizi bekleyen taksiye binerek havaalanına varıyoruz.( 35 euro) Uçak 6.25 ama kalkış 30 dk. rötarlı. 08.20 de Zagrebteyiz. Vakit geçirip son kunalarımızı harcıyoruz. Thy ile business uçacağımızdan lounge'a gidiyoruz. Zagrebteki business class lounge'u sakın bizimkiler gibi beklemeyin. Minicik bir oda. Yiyecek içecek olayı da başarısız.
Hırvat freeshopu bizden ucuz. Alışverişimizi buradan yapıyoruz. Vaktimiz geldiğinde uçağımıza binip güzel ve kalabalık İstanbulumuza ayak basıyoruz. Mutluyuz. 2 kullanıcının ortalama puanı
Yorum yapmak için lütfen üye olun ya da giriş yapın. 0 kişi bu yorumu faydalı buldu, toplam 0 kişi oy verdi Hırvatistan-Karada turu, Çarşamba, 28 Temmuz 2010 Yazan loplopcu - Bütün yorumlarını oku - İlk 10 Yorumcu THY şimdi podgorica'ya uçmaya başladı, herkese vize mize olayları gelmeden karadağ'a hırvatistan'a gitmesini tavsiye ediyorum Moderatöre bildir 0 kişi bu yorumu faydalı buldu, toplam 0 kişi oy verdi Teşekkürler löplöpçü:), Perşembe, 29 Temmuz 2010 Yazan gezipaylaşım - Bütün yorumlarını oku - İlk 100 Yorumcu Teşekkürler yorumunuz için, Işıl Moderatöre bildir 0 kişi bu yorumu faydalı buldu, toplam 0 kişi oy verdi Güzel gezi, güzel paylaşım., Cuma, 30 Temmuz 2010 Yazan PHYSKOS - Bütün yorumlarını oku - İlk 10 Yorumcu Yazınızda bilgiler çok güzel, faydalanacağımız kesin. Paylaşımınız için teşekkürler. Siz gezinizden önce lölplöpçülerin yazısını okumadan mı gittiniz? Ayağınız artık iyidir herhalde, genede bir daha olmaması temennisi ile. Skadar Lake nasıldı? Sevdiniz mi? Biz benzer bir geziyi planlamış, uçak kalmadan bir gece önce iptal etmiştik hemde iki kez:) Kuş Gözlmecisi olduğumuz için Skadar Gölüne 2-3 gün ayırmak istiyorduk. Yazılanlara göre Avrupa'da en çok kuş türü görülen yerlerden biriymiş. Misafir olarak gittiğiniz bir ülkede çıkışta polisin tutumu anlaşılır gibi değil. İyi ki bana denk gelmedi, ismini cismini alır dönüşte, ülkenin Turizm Bakanlığı'na şikayet ederdim. Karadağ'da turizm olmaz ise halleri ne olur acaba? Biz Avrupalıları davullarla, halaylarla, çiçeklerle uğurluyoruz karşılıyoruz ve ülkemizde. Her sezonbaşı görürsünüz ilk turist kafilesi gelid, havalanında karşılnadılar diye... Şehrimde sizi rahatsız eden bir şey olduğunda anında şikayetinizi yapabileceğiniz ve çözümlenen telefon hattı var; Alo 179 Çağrı ve Danışma Merkezi. Muğla'yı seçen her ziyaretçinin, kendini bir yabancı değil, özel bir konuk gibi hissetmesini sağlamayı amaçlamaktadır, der Valilik. Dünya kupalı bir tatil için yorum yapmayacağım, yerinizde olmak istemezdim:)))))) Lunch Box, Türkiye'deki otelerde de var. Özellikle çıkış günleri kahvaltıyı kaçırılacaksa, otelden talep edilir. Ancak şimdi oteller herşey dahil çalışınca bu uygulamaları kaldırır oldular. Daha nice güzel paylaşımları yayınlamanız dileğiyle. Sevgiler, Dilek Moderatöre bildir Son güncelleme: Cumartesi, 31 Temmuz 2010 0 kişi bu yorumu faydalı buldu, toplam 0 kişi oy verdi Korcula ilk gözağrılarımdan.., Cuma, 30 Temmuz 2010 Yazan tütü... - Bütün yorumlarını oku - İlk 10 Yorumcu Çok güzel yazmışsınız.Olur da Korcula'ya yolumu düşürürsem yazınız her bakınmdan harika bir rehber,teşekkürler... Moderatöre bildir 0 kişi bu yorumu faydalı buldu, toplam 0 kişi oy verdi Teşekkürler, Pazartesi, 02 Ağustos 2010 Yazan gezipaylaşım - Bütün yorumlarını oku - İlk 100 Yorumcu Valla evet yazı birazcık :) uzun oldu. Bloga koyduğum şekli ile direk kopyaladım burada faydalanmak isteyenler olursa diye...Bu yazı gerçekten sabır istedi günler sürdü hatta. Faydalanmak isteyen olursa ya da ben dönüp bakmak istediğimde aradığım şeyi bütün olarak bulmak, kıyaslama yapabilmek,referans olması beni sevindiriyor.. Hatta bir arkadaşım bu yazı sonrası dün Karadağa uçtu, inşallah o da güzel bir tatil geçirir.. Biz ilk gezimizi geçen sene ağustosta yapmıştık ama maalesef löplöpçünün yazısını döndükten sonra okumuştum, önceden okumadığım için üzülmüştüm yemek konusunda çok süper rehberlik ediyor kendisi çünkü..Benzer yerleri gezmişiz kendisi ile. Balkanları çok sevdik biz inşallah yine fırsat olur yine gidebiliriz. Çok teşekkür ederim ayağım artık iyi bir sıkıntım kalmadı.. Skadar gölü muhteşem... Bence mutlaka ama mutlaka gidin..Evet kuş gözlemciliği için gidiliyormuş ben de duydum, göl zaten çok büyük, tamamına ciddi olarak birkaç gün lazım..Biz sadece kısıtlı vaktimizde manzaraya doğaya doyduk, umarım birgün yolunuz oralara düşer, bir de sizden dinleriz o muhteşem doğal güzellikleri.. Karadağ sınır polisi sinir bozucu idi ama uğraşmak aklımıza gelmedi herhalde o hengamede,yapmalıydık belki de, dediğiniz çok doğru turizm olmazsa Karadağin işi çok zor, ekonomi tamamen turizme endeksli.. Dünya kupalı tatil Allahtan beni pek sıkmıyor, futbolu seven nadir bayanlardanım :) Eşim çok mutlu bu durumdan :) Yorumlarınız için çok teşekkür ediyorum ayrıca bu uzuun yazımı okuduğunuz için de :) Sevgiler, Işıl Moderatöre bildir 0 kişi bu yorumu faydalı buldu, toplam 0 kişi oy verdi Teşekkürler tütü, Pazartesi, 02 Ağustos 2010 Yazan gezipaylaşım - Bütün yorumlarını oku - İlk 100 Yorumcu Korcula gerçekten çok güzel bir yer. Biz çok beğendik, şirin bir ada.. Aslında sizde bayağı yakın coğrafyalarda dolaşmışsınız, inşallah bir seferde yolunuz Korculaya düşer, beğeneceğinizden eminim.. Ben de sizin gibiyim, beğendiğim yerleri ya gazete dergilerden keser ya notunu alırım, oralara birgün gidebilmek umudu bile beni heyecanlandırır.. Hayallerimizdeki destinasyonlara hep mutluluklarla ulaşmak dileği ile.. Yazımı beğenmenize çok sevindim, yorumunuz için çok teşekkürler.. Sevgiler, Işıl www.gezipaylasim.blogspot.com Moderatöre bildir |
|